Google

Salı, Haziran 28, 2005

Şehir efsanesi :)

Son aylarda AB süreci falan derken maillere gelen bi' sürü "dikkat, aman bölünüyoruz, battık, bittik" uyarılarından bir örnek..Valla inanalım mı inanmayalım mı? iki arada bi' derede kalıyoruz. :) O kadar çok çeşitli kaynaklardan geliyor ki bu mailler artık bazıları "şehir efsanesi" haline geldi bile...Hani gerçekliği olsa bile sırf bu kadar abartı bir şekilde ve propagandist bir ağızla yazılmaya başladığında insanın inanası gelmiyor artık..( daha büyük görmek için tıklayınız ) Biraz yorumlayalım bakalım aşşağıdaki yazıyı:


Image hosted by Photobucket.com

1.si uzun zamandan beri süren bi' mail dalgasıyla her hafta kesin bir adet geliyor. Metin içindeki kelimeleri yada atıyorum "italyan hastanesi urfa" kelimelerini bir arama motorunda arattırdığımız vakit, hemen hemen ona yakın metinlerin olduğu siteleri buluyoruz. Sayfalar bizi ya ülkücü, ya atsızcı yada ulusalcı sitelere götürüyor. Yada internet haber portallarına. Ama hiç birinde şu sözü edilen hastanenin tam adı yok.Cabbar habercilerimiz gidip bi görüntü bile alamamış bu hastaneden:). Fotoğrafı yok, doktorları yok. Merak edip birileri sordumu acaba böyle bir hastane varmı diye :) Urfada kaç özel hastane var ? :) Valla ben sağlık bakanlığına maille sorucam..

2.si texti yazanların vatandaşlık mevzuatından haberleri yok kesin. Türkiye'de örneğin ABD'deki gibi bir vatandaşlığa doğum yoluyla kabul olayı yok. Yani herhangi bir yabancı bu topraklarda doğum yaptığı zaman, bebek TC vatandaşı olamıyor direk. Koşullar için bkz. Kimi yerde 20 bin, kiminde 2 bin doğum olmuş yazıyor. Düşünsenize 20 yada 2 bin kişi.. nüfus kayıtlarına böyle bir giriş olacak ve kimsenin haberi olmayacak? gülerler be yau :)))

3.sü 100 bin futbol sahası büyüklüğünde alan yaklaşık kabaca bir hesapla 700 km kare yapar ki buda imkansız...bu kadar büyük toprak parçasını gözünüzün önüne getirin, yani tapuda bile bu kadar alan kayıtlımıdır bilemem :) hele ki her karışı "hazine arazisi" olan ülkemizde.Şöyle elinizi gap bölgesine koyun haritada ve 700 km çapında bi daire çizin..Bi' dolu adam gelip arazi alacak ha? Tapu memurlarının işi zor be kardeşim..herhalde yıllardır fazla mesai yapıyorlar :)))))

4.sü imzaya bakalım :)) Azrael Angel Of Death..biraz daha sulandırılabilirdi tabi..hiç ciddi gözükmeyen Amerikan özentisi havası katmış. Hele ki böyle hayati ve önemli bir konu olduğunu savunan bir bildiri..Copy-paste bildirisine süper örnek.

Ne deyim arkadaşlar artık buna ben ? "Şehir efsanesi" daha çok gelir maillere..."her gelen maile hemen inanmayın, sorgulayın, elimizin altında internet var" derim ben :)

Not: mail için Ümit arkadaşıma teşekkürler :))

Etiketler:

Perşembe, Haziran 23, 2005

mutlu yıllar baanaa...

11323 gün eder sana 31 yıl... nasıl da akıp geçmiş...
---------------------------------------------------
umarım gelecek yıllarda dolu dolu, sıkıntısız, sağlıklı ve lenceli
----------------------------------------------------------
geçer...
---------------------------
tüm isteğim bu :)

enternasyonel dil zaptiyesi geldi haaanım :)


Image hosted by Photobucket.com
Eurovision, milli maç, turizm vs. vs derken adı sıkça duyulur oldu Ukrayna'nın ama inatla "UKRANYA" kardeşim :)

Image hosted by Photobucket.com
UB40 yani "Yu-bi forti" İngiliz gurup Fransa'da inatla "Ü-be karant" diye söyleniyormuş..Okan Bayülgen'in yalancısıyım valla.

Image hosted by Photobucket.com
Ahh ah Bill Gates amca vardın bizede problem ettin Mikrosoft mu yoksa Maykrosoft mu ?

Image hosted by Photobucket.com

Lastik markası hemde en kalitelisinden..Fransız malı..Formula 1'de Bridgestone'un rakibi. Ama adında bi türlü mutabakat sağlanamadı. Almanlar "Mişelin" diyor. Reklamları "Mişlen"..Spikerler "Mişlayn" :)

Image hosted by Photobucket.com
Ve Michael Jackson... yani Maykıl Ceksın...dünya adını belledi...Ama Almanlar 10 yıl öncesine kadar hala "Mihayel Yakson" diyordu...hep garibime gitmiştir..nedendir sonradan bıraktılar...

Image hosted by Photobucket.com
İşte bu da İngiltere'nin dünyaca ünlü Manchester United'ı..(Mençıstır Yunaytıd) genelde böyle bilinir ismi..Ama arada bir bazı tv-spor yorumcuları Mançester Unaytıd'da derler..hatta bi' keresinde tüm program boyunca Ünaytıt,ünaytıt diye geçen söyleniş tarzınıda hatırlıyorum.


Image hosted by Photobucket.com
Ne yazayım? Güzelim Madonna'yı Amerikan yayvan İngilizcesi "Ma-dana" yapmış bi' kere :)))

Image hosted by Photobucket.com
Ay-bi-em ama Almanya'da hala İ-be-em..


Image hosted by Photobucket.com
Bilmeyen yoktur herhalde dünyaca ünlü takımımız :
"FENE-BACE"


Image hosted by Photobucket.com

Ersun Yanal ama niyeyse ısrarla spor spikerleri ve muhabirleri kocaman harflerle altına yazdıkları gibi okumayıp "Yenal" demekten vazgeçemiyorlar :)

Image hosted by Photobucket.com
Off bu bomba..bu da Almanya'dan..dünyanın bildiği "Kolgeyt"..Almanya'da bitürlü alışamadılar. Kolgate (yazıldığı gibi) diye okunuyor :)))


Image hosted by Photobucket.com

BMW yani Be-Em-Ve Almanca okunuşu...ama biri bana Bi-Em-Dabılyu dedimi kopuyorum..Kulak tırmalayıcı...

Image hosted by Photobucket.com
Formula 1 , Ferrari sürücüsü Rubens Barrichello..Ama 5 yıl boyunca biz onun adını "Barikelo" yerine "Bariçello" olarak bildik..F1 sunucuları utansın..Yok kontrbas..


Image hosted by Photobucket.com

Rubens Barrichello' nun takım arkadaşı Michael Schumacher. Dünyada en çok tanınan, son yılların en bilinen Alman ismi. Başlarda onun ismide İngilizceydi. Maykıl Şumakır ..Eşek arısı soksun dilinizi..neyse yavaştan adama ismini geri vermeye başladı sunucular :)))

Çarşamba, Haziran 22, 2005

Googlism ne demiş bakalım:)

Googlism
kaan is the korean american adoptee adoptive family network
kaan is mayan and means…
kaan is the korean american adoptee adoptive
kaan is a regional radio station covering northwest missouri and southern iowa
kaan is a network for those interested in academic advising in kansas institutions of higher education
kaan is a ph
kaan is a bird watcher's paradise
kaan is enshrined inside and is well worshipped by people formerly
kaan is comprised of 1/3 tropical forest
kaan is assumed to have developed from
kaan is also the study director for in the name of cool
kaan is an organization whose time has come
kaan is the commander of the 72nd air base wing
kaan is well prepared and ready to take on his new responsibility as the 72nd air
kaan is recovering from heart problems
kaan is an agriculture and business management specialist for colorado state university cooperative extension service
kaan is looking at the two brothers with a stern air
kaan is the korean american adoptee
kaan is teaching
kaan is strong
kaan is the representative and advocate of academic advisors in both public and private institutions and is a forum for discussion
kaan is enrolled in a public school but dogus is enrolled in a private school
kaan is excited to be entering the dynamic seattle community and look forward to support from asian adult adoptees of washington
kaan is er duidelijk op zijn plek
kaan is still that of reputable housing architects from amsterdam who produce
kaan is nog altijd dat van goede woningbouwarchitecten uit amsterdam
kaan is a dragon of immense size and power but links minds with hirad to save balaia
kaan is een van de prijswinnaars van de vijfde grand prix rhénan dkaan is onlangs eveneens gestart
kaan is a beautiful horse and is himself an example of how it is possible to overcome adverse circumstances and it was an honour to have had the chance of
kaan is the standard bad guy
kaan is delayed since the band is going to change their name
kaan is written in its detached form
kaan is that most traditional churuq were performed for kaan
kaan is an enthusiastic supporter of trails
kaan is a member of the following hypnotic organisations
kaan is an entertainer of note
kaan is well past his nappy days
kaan is a revolutionary new keyboard
kaan is designed so that teachers can use the system whether they are at the front of the class using the pc or walking around the room
kaan is a network which links more than 2800 individuals and organizations across the united states and canada
kaan is a registered trademark of başarı elektronik
kaan is the registered trademark of basari elektronik
kaan is the programme manager for reseach programmes concerned with assessing biodiversity in managed forests and landscape ecology
kaan is still reaching for the stars 2002
kaan is a match for him
kaan is mayan for my heaven and it is
kaan is defined as "kaan is the owner of dibrova
kaan is a nurse with lots of experience in this area
kaan is trading at $4 per share
kaan is a huge nature reserve
kaan is the youngest part
kaan is happy to share this resource with its families of korean
kaan is apparently no fan of surprise visits
kaan is down a dusty track
kaan is a graduate of chung chi college
kaan is planning on using a "thought bomb"
kaan is symbolized by the serpent
kaan is a 15
kaan is hosted by the lively south african
kaan is a protected natural reserve park
kaan is grad bei mir eingetroffen
kaan is an overview of the st vincent's hospital heart and lung transplant program
kaan is geen betalende member
kaan is 8'5" and weighs 251 pounds
kaan is a bit startled at this
kaan is earth
kaan is slightly stunted
kaan is also the project director of in the name of cool
kaan is deur 'n rooftog en ons is dankbaar dat sy nie beseer is nie
kaan is marketing communications coordinator for the city of glendale marketing /communications department
kaan is a very skilled player
kaan is in his mistress home
kaan is afraid of
kaan is also the name of the one million acre nature reserve that surrounds and insulated casa
kaan is replying to this message
kaan is worth the detour
kaan is in her second year at arizona state university
kaan is a former president of the harvard club of australia

Pazar, Haziran 19, 2005

Pozitif ayrımcılık üzerine...

Pozitif ayrımcılık özellikle son günlerde gündemde bir konu. Oysa ki bu tartışma bizden yıllar önce Avrupa ve Amerika'da tartışılmaya başlanmış hatta uygulamaları kanunlarla tescil edilmiş bir konu. Daha da öte bazı ülkelerin anayaslarına girerek bir güvence halini almış. Kısaca "pozitif ayrımcılık" toplum içerisinde kadınlara, çocuklara, yaşlılara ve engellilere verilen geçici imtiyazlar olarak tanımlanabilir.

Konuya ilişkin Amerika'dan örnek vermek gerekirse, üniversitelerin öğrenci seçimlerinde zencilere,asya kökenlilere kontenjanlar ayırmaları veya seçimler sırasında tercih haklarını onlardan yana kullanmaları gösterilebilir. Pozitif ayrımcılığın buradaki kullanılma gerekçesi, toplum içerisinde farklı etnik kökene veya coğrafyaya ait kişilerin nüfusdaki oranlarına karşılık, eğitim kurumları içerisinde yeteri derecede yer alamayışları ve sonucunda toplum içerisinde gerek meslek grupları, gerekse yönetim kademeleri vb.oluşumlarda gözükememeleridir. Yasalar her ne kadar evrensel boyutlarda kişilerin eşit olmaları ilkesine dayansada, insanoğlunun bir türlü kıramadığı dogmaları-önayrgıları, tabuları var. Kurulu sistemlerin kanunlarla başa çıkamadığı haller, toplumların bazı gelenekleri veya bizzat sistemi oluşturan kanunların hataları ve bu sebeple işlemeyen çarklar. İşte tüm bunlar, pozitif ayrımcılığın tartışılmasına ve uygulamalarda yer bulmasına sebep oluşturmuştur.

Ülkemizde bu tartışma kadın hakları ekseninde yoğunlaşıyor daha fazla. Kadınların nüfusa oranının yarı yarıya olduğu bir ülkede eğitim, ona bağlı olarak iş hayatı ve de yönetimde acaba yeterince temsili sağlanabiliyor mu?. Son yıllarda yapılan "kız çocuklarını okula yollama" kampanyaları kızların eğitim içerisindeki oranlarını arttırmaya yönelik güzel bir pozitif ayrımcılık. İş hayatında ise henüz kayda değer bir kıpırdanma göremedim ben. Yönetim kadroları ise daha vahim. Ülke yönetiminde söz sahibi olma aşamasına henüz gelemedi kadınlarımız. Zaten buda mecliste bulunan kadın milletvekili sayısından belli oluyor. En azından ümit verici gelişmeler eğitim alanında oluyor. Pozitif ayrımcılık yapılarak kızların okumaya teşvik edilmesi, başarılı olabileceklerin desteklenmesi, özel imkanlar tanınması, gelecek açısından bir şeylerin değişeceğinin sinyallerini veriyor. Belki 2-3 yıl içerisinde olmayacak ama uzun vadede düşünürsek bunun etkileri 10-15 yıl sonra görülebilir.

Bu açıdan pozitif ayrımcılık, sadece kadın hakları konusunda değil diğer alanlarda da uygulanmalı ve yasalarla güvenceler tanınmalıdır. Örneğin yıllarca ÖSS'de uygulanan düz liselere katsayı fazlasının gerekçesi, kolej ve benzeri daha üst kalitede eğitim alan öğrenciler karşısında düz lise öğrencilerinin ezilmesinin önlenmesi yatıyor.Yada hiç bir sosyal güvencesi olmayan vatandaşlara sağlanan yeşil kart uygulamasında olduğu gibi, nüfusta belli oran teşkil eden fakat sağlık hizmeti alamayanlar düşünülmüştü. Uygulamalar iyi olarak düşünülmeli ve istismara varacak durumlar önceden belirlenerek tedbirler alınmalı. Yoksa "pozitif ayrımcılık" yapacağız diye ipin ucunuda kaçırırsak, bu seferde çıkan olumsuz sonuçlar sebebiyle, kavramın içindeki "ayrımcılık" kelimesini topluma yanlış algılatır ve artılar getirebilecek bir kavramın "negatif" manaya dönmesine sebep olabiliriz.

Etiketler:

Cuma, Haziran 17, 2005

İnsan mı doğayı, doğamı insanı...

Bugün derginin birinden kesip sakladığım bir yazı ve aldığım ilginç notlar geçti elime. Belki 10-15 yıllık bir yazı.Yazının içinde geçen "Doğa neden insanların saldırılarından korksun ki? Onun elinde insanın geleceği var." cümlesinin altını çizmişim. Yazının özü insanın yaşadığı çevreyi, içinde bulunduğu sistemin farkındalığını unutması üzerine..Doğa bizim anlamlandırdığımız şekilde hiç birzaman yok olmayacak..Yani biz insanların "yaşanası koşullar" olarak adlandırdığımız çevre şartlarından "daha zor yaşanabilir" çevre şartlarına geçişi sözkonusu. Doğal sistemin, içinde ki "insan irinine" karşı doğa koşullarını zorlaştırarak onu yok etme çabası içine girmesi..Bir bakıma doğanın sistem tarafından tedavi edilmesi. Zararlı "insan varlığının" etkisizleştirilmesi ve böylece doğanın temizlenmesi dolayısıyla sistemin tekrar doğru işlemesi..

Üçgene bakarmısınız :) Doğal sistem, Doğa ve İnsan. İnsan doğaya saldırıyor. Doğa ve doğal sistem ittifak yaparak insana karşı savaş veriyor. Biraz hayal edelim. Bundan 2-3 yüzyıl öncesi..Henüz insan günümüzde olduğu gibi doğaya düşman değil. Doğa ile barışık ve sisteme aykırı hareket etmiyor.Nezaman ki içinden bi' yığın zararlı dumanın havaya verildiği bacalar gökyüzüne yükseliyor o zaman insan doğaya küsüyor. Günümüze kadar gelen hava kirliliği, ozon tabakası yırtığı, doğal su kaynaklarının kirletilmesi doğaya karşı olan bu küslüğün bu yüzyıl içinde savaşa döndüğünün bir kanıtı.Bilim adamları kafa patlatıp neler yapılabilir noktasında, oturup raporlar yayınlıyorlar. Bu raporlar her 2-3 ayda bir sıklıkla dünya gündemine düşer. "Ne olacak bu ozon tabakasının hali?"

Oysa doğa ve doğal sistem çoktan el ele vermişlerdir bile. Sera etkisi, iklimlerdeki sapmalar, kuraklık, akabinde açlık, verimsiz toprakların artması, çölleşme..uzayıp gidiyor..İnsan doğaya nereden vuruyorsa, sistem zincirleme etki göstererek insanın hiç beklemediği yerlerden problemler çıkartarak "yaşanası koşullar"ı daraltıyor.."Yaşanası koşullar" azaldıkça insanın yeni koşullara adapte olması gerekecek, belkide insanoğlu soyunun tükenmesi gibi bir sorunla yüzyüze gelecek..Senaryolara göre bu hızda devam eden doğa tahribatı en çok insanları etkileyecek. Çünkü doğa içerisindeki insan diğer canlılara göre uyum ve adaptasyonda daha geride...

Sonuç olarak bir kısırdöngü gibi gözükse de yada kimilerine göre insan'ın-İnsan'la savaşı; eninde sonunda doğa ve doğal sistem insanı dışlayarak, bitirecek bu işi..sonumuz kötü..

Etiketler:

ilgili diğer bir yazı

Perşembe, Haziran 16, 2005

Hava sıcakladı, pazarın tadı kaçtı...

Ya oldum olası pazara gidip alış veriş yapmaya bir türlü alışamadım. O curcuna, sağa sola yürüyen, tosan insanlar, üzerine üzerine gelen kalabalık hep içimde bir bunaltı yapmıştır. Eh işte aç kalma sorunu olmasa katlanacaz ama olmuyor ki kardeşim. Gitmek lazım. Gittiğin zaman da macera yaşayıp dönmek gerek her seferinde, yoksa tadı çıkmıyor.Kuru kuruya domates, patlıcan, kabakla doldurup fileyi dönmek olmaz. İndiyana Cons olmak gerek. Sağa sola gizlenmiş ucuz tezgahların yerini haritada işaretleyip, sırayla hepsine uğrayacaksın. Tezgah planın fos çıktımı pazarın öbür ucuna torbalarla gitmekte var. Sonra dikkatle t-shirtleri süzeceksin, arada bir bonus olarak tezgaha inen güzel parçalar var. Kimseler daha ayılmadan kapacaksın 2-3 tane. Bu arada bonus toplarken, cepteki bonuslardan olmamak için fazla ten teması olan yerlerden uzak durup, mümkünse kalabalık azaldığı bir vakit kendine yol buluvereceksin. Bi' de inatçı teyzelerden uzak duracaksın. Yanlışlıkla çarptın mı onlara derhal özür dileyecek hatta konuşmasına bile fırsat vermeden bildiğin bütün özür kelimelerini motor takmış gibi sayacaksın arka arkaya. Yoksa pazar yerinin ortasında kızarıp bozarma pozisyonları alırsın. İlla bişe sayacak suratına.Yok teyze valla bilerek olm....Neyse bu tehlike yanında bi' de tezgahtar amca yada abi vardır. Malını beğenmedin mi aman laf söyleme, dön arkanı yürü git. Sesli düşünme sakın. Yok pahalı..yok öbür tezgahta şu kadar..bunlar tehlikeli sözler. Valla 200 metre arkandan gelir homurtular. Bu arada çok terledik, su ihtiyacımız arttı. En yakın "Buuuz gibi soğuuuuk su" merkezine hemen. Soğuk su içilir ama nafile..Ters tepki..Eldeki yükler, tepede ki güneş..başladık terlemeye..ifrazat fazlalaşır bu seferde..Terleye terleye devam, yılmak yok.Yandan 2 tane yunus polisi..diri diri dit..O ne? Akla hemen cepte ki bonuslar düşer..Nee? Kadınımı çarpmışlar...Hee, çarpanlar pazarın çıkışına doğru gitmişler..Lem benide yoklamış olmasınlar diyerek el bonusların olduğu yere. Uff neyse yerinde duruyor...Abi torba lazım mı? Yok canım sağol..Bide daha burdan çıkıp eve gitmesi var..Lam bi' park yeri yapmadılar gitti..arabayla gelirdik ne güzel..Yok, o bi'şe değil. Kışın daha iyiydi bea pazar.Bu kadar efor sarfı yokdu hiç. Şimdi bide vıcık ter çıktı. Millet atmış kendini dışarı sabah, akşam fark etmiyor. Neyse bu yükle otobüse binmekte olmaz şimdi.Zaten hamam ortamı, daraltıp saunaya döndürmeye gerek yok.Taksiiiee..I-ıh yok kardeşim hiç yaramıyor bu yaz-maz, pazar-mazar...(İzmir/Perpa/Hatay Cadddesi/Askeri Hastane Yanı)

Etiketler:

Çarşamba, Haziran 15, 2005

Pratik zeka ve problem çözme...

Pratik zeka toplumumuzda ileri çıkan, övünülen bir olgu olmuştur hep. Gazeteler ve televizyonlardaki haberlerde sıklıkla rastlarız. Hatta bu pratik zekanın önde gelen bölgeside Karadeniz bölgesi olur hep. Aslında sadece Karadeniz değil yurdumuz bir pratik zeka cennetidir.

Örneğin geçen günlerde, köprüsü olmayan ama hergün köylerinin yanında bulunduğu çayın öte tarafına geçmek zorunda olan Karadenizli köylüler, kendilerince, çelik halatlardan yapmış oldukları tehlikeli bir yöntemle çözüm üretmişlerdi. Medyada sıklıkla rastladığımız klasik pratik zeka haberlerinden biriydi bu. Ama bence şu güne kadar ülkemizde en güzel pratik zeka örneği "Gecekondu"dur. Malını satıp, yerini yurdunu bırakıp büyük şehirlere göçeden büyük bir grup, kendilerince ev problemlerine çözüm olarak "gecekondu"yu getirmişlerdir. Aslında 2 örnek birbirinden ayrı gözüksede hem temelde hemde günlük yaşam gerçeklerinde yüzde yüz örtüşüyorlar. Her ikiside geçici çözüm bulma adına yapılan pratik zeka örneklerinden. Ama kötü olan taraf kullanılan bu pratik zeka örneklerinin maalesef devlet ve hükümetler daha doğrusu bugüne kadar bu ülkeyi yönetenler tarafından "çözüm" olarak algılanmasında. Vatandaşın çelik halattan asma köprü yapma gayesi kendinde olmayan bir imkanın geçici bir çözümü olabilir ancak. Yoksa, kim hayatı boyunca çelik bir halatı köprü olarak kullanmak ister. Gecekonducuların hayallerinde ise eminim bir daire vardır. Kimseler istemez bu zor koşullarda yaşamayı. Ama bugüne kadarda bu gecekondu sorunun gelmesinin tek sebebi, yine aynı çelik halatlı örnekde olduğu gibi, gecekonduyu "çözüm" olarak algılamış, ona karşı hiçbir proje geliştirememiş, hatta teşvik edip desteklemiş hükümet, devlet, iktidar, icraat ne derseniz deyin hepsindedir.

Hep şu söz vardır aklımda "Çözümsüzlüklerin olduğu yerde pratik zeka kendini gösterir." Pratik zeka, çözüm üretemeyen yani problem çözemeyen toplumlarda biraz daha kendini gösteriyor. Pratik zeka ürünü bu çözümler kalıcı olduğu zaman tehlikeli bir hal alıyor. Kanıksanıyor ve sistem içerisinde kaotik yapı yaratarak içinden çıkılamayan yeni bilmeceler yaratıyor. Sonuca ulaşmak, bu pratik zeka ürünleriyle doğan çıkmazları yok etmek, ancak "problem çözme yetisi" olan kişilerin ülke içerisinde değer kazanması ve yönetime gelmeleriyle olacak. Yoksa biz daha çoooook "pratik zeka ürünü" başlıkları altında haber okur veya izleriz.


Image hosted by Photobucket.com Image hosted by Photobucket.com

1. resim, 50 yıllık pratik zeka örneği kalıcı olmuş ve hala kullanılmakta.
2. resim, zamanında gecekondu bu günlerdeyse "apartmankondu" hala revaçta.

Etiketler:

Salı, Haziran 14, 2005

TagBoard ekledim...

Site içi haberleşme için tag-board ekledim bugün..Gelip geçen olursa haber bıraksın..Hayırlı olsun siteye..

Pazartesi, Haziran 13, 2005

Radyo ekledim...

Müziksiz çekilmiyor internette sörf...Winamp'ınız varsa sayfanın üstündeki siyah OGR bannerine tıklayın otomatik açılacaktır. Nette dinlediğim favoti radyom OGR. Yok bana uymadı şarkıları diyorsanız yanda linklerde Radyo Dinle seçeneği var. Açılan sayfayı kullanarak arama yapabilir, kafanıza göre şarkılar dinleyebilirsiniz aynı yolla.

İşsizlik günleri...

Haftaiçi küçük ilanlar, haftasonu Hürrriyet'in İK'sı, Milliyet'in Kariyer'i ve Yeni Asır'ın İnsan'ı ve de Pazartesileri İnternet'ten Yenibir.com ve Kariyer.net sayfaları..Hayatım iş aramaya endeksli 1 yıldır..Dişe dokunur bir gelişme nihayet Cuma günü gelen bir mail sayesinde gerçekleşti. Şimdi dört gözle, yazmış olduğum mailin cevabını bekliyorum. Umarım olumlu bir cevap gelirde kurtulurum işsizlikten..Kendime şans diliyorum.İstanbul'dakiler unutmayın beni..Alo size söylüyorum. :)

Pazar, Haziran 12, 2005

Yine ıska geçti..

Bu yıl Hollanda'da yapılan Dünya Gençler Şampiyonası'ndaki ilk maçımızda maalesef son saniyede yediğimiz golle Çin'e 2-1 mağlup olduk. Maç sırasında hızını alamamış, sporun bir oyun olduğunu içine sindirememiş, yenmek kadar yenilmeninde olduğunu kabullenemeyen bir tribün fanatiği yaptı yapacağını. Çinli oyuncu taç atışı kullanmak üzereydi ki yanında stada ait bir koltuk parçası buluverdi. Olmadı be kardeşim, biz seni bunun içinmi yolladık oralara. Bi' işi beceremedin. Hemde o kadar yakınında ve attığın koltuk parçası o kadar büyükken...Bu tribün psikopatı cevherini derhal bulup "tribün psikopatları eğitim merkezinde" disiplinden taviz vermeden eğitime tabii tutmalıyız ki bir daha ıskalamasın. Tabi bizden önce Hollandalılar bulmuşlarsa ona bişey diyemem.

Etiketler:

Cumartesi, Haziran 11, 2005

24 TWENTY FOUR 4. SEZON

Bir kaç ay önce 4. sezonun daha ilk bölümü yayına girdiğinde birden ortalık karışmıştı. "Türkler terörist gösteriliyor" yaygarası başlamıştı. Fox kanalına mektuplar, mailler, kınamalar...Şu günlerde de dizinin Türkiye'de yayınlanıp yayınlanmayacağı tartışılıyor. Cnbc-e henüz bir açıklama yapmış değil. Ama üzerinde bir sürü spekülasyon yapılan 4. sezonu yayınlayarak daha fazla tepki çekmekte istemez kuşkusuz. Birde işin diğer bir yanı var. Ulusal yayın yapmak için Rtük'den onay bekleyen Cnbc-e, vericilerini kurmuş hazır durumdayken diziyi yayınlayarak olumsuz bir cevap almaktanda korkuyor olabilir. Yani bir takım bürokratik engellemelerle yüz yüze geleceği yüksek ihtimal. Şu an için sadece Marmara bölgesinde antenden yayınları izlenebiliyor. Diğer yerlerde ise kablo ve uydu aracılığıyla seyredilebiliyor.

24 4. sezona gelirsek eğer, Türkler'in terörist olarak gösterildiği söylemi ise koca bir balon.Merak edip bütün bölümleri indirdim ve sonuna kadar seyrettim. Sadece ilk bölümde Tomas Sherek isimli Türk vatandaşının, gizli servisin izleme listesinde olduğu ve Türkiye'den (İstanbul'dan uçakla) ABD ye giriş yapmak üzere geldiği Ankara'daki Türk İstihbaratınca bildiriliyor. Bir de bağlantı kurduğu aile varki onada Türk denmişti ama.. ailedeki isimler tutmuyor,,Dina, Bahrooz falan..Zaten bundan sonrası bildiğimiz Radikal islami Örgütlerin hikayesi..Tanıdık sahneler var. Kaçırma ve Arka fonda Arapça yazılarla teşhir etme, bildiri okuma gibi..İleri sürüldüğü gibi topyekün Türk halkını terörist gösterme diye bir olay yok ortada. Kişi ve kendi insiyatifi. Bireysel bir tercih.Ama yinede bu tür bir olayda Türk kimliğinin geçmesiyse sorun ozaman 3-4 yıl öncesine giderek yapılan o ünlü operasyonlara bakmak gerekir. O zaman aramızda kötüler varmış demekki. Her ülkenin içinde olan kötüler gibi. yada 2 yıl önceki bombalama olaylarını yapanlar gibi.Biz bi' kere konu malzemesi vermişiz gerçek hayatta, şimdilerde balık hafızalarımız unutmuş olabilir ama unutmayanlarda var.

Ayrıca dizide Amerikan yönetimine çok ağır eleştiriler de var. Eski başkanı olayları işine geldiği gibi örtmeye çalışan, gizleyen; yeni başkan ise şantajcı konumunda gösteriliyor. Hükümet ve devlet içinde teröristlere çalışan, onlara destek sağlayan şirketlerin faaliyetleride var. Gizli servisin nasıl vatandaşlık haklarını kısıtladığı, terör bahanesiyle kanun dışı yaptığı bir takım olaylarda işlenmiş. Keşke bu cesarette bi dizi ülkemizde de yapılabilse. Aman sakın Kurtlar Vadisi demeyin o ayrı bir hikaye.Kurtlar Vadisi yayınlanabiliyorsa bu dizide yayınlanabilmeli.

Etiketler: ,

Cuma, Haziran 10, 2005

Gıcık oluyorum abi..

GICIX TOP-10

10)Bülent Korkmaz (Aklımda maçlar sırasında attığı dirsekler var. İlk günden beri hoşlanmam, gıcık olurum kendisine)

9)Ecevitler ( yok böyle bir şey, 80ler de vah tüh diyorduk, Milenyumu bekliyormuş..koltuk uğruna herşey yapar bu politikacılar)

8)Tuğba Özay ( söze gerek yok görüntüsü, tavrı bir türlü ısınamadıklarımdan)

7)Gülseren (Yeni tanıdık kendisini ama hemen listeme girdi. Pişmiş kelle gibi sırıtıp "Türkiye başarılı olmuştur" diye röpörtajlar vermiyor mu..iyice gıcıklaşıyor.)

6)Sabahattin Önkibar ( Nası' bi' adam bu böyle, çözebilmiş değilim ama Dikkat Şahan Çıkabilir'in Bülent Binbaş karakterinin aynısı gıcıklıkta)

5)Bushlar ( Babası geldi savaş çıktı. Oğlu geldi yine savaş çıktı. Var bu ailede bi gıcıklık.)

4)Kenan Evren ( Allahım neydi o darbe günleri. Durmadan TRT ana haberde 1 saat konuşur konuşur içün-içün-netekim..Çocuk yaşta olmama rağmen o zamanlardan gelen bi' gıcıklık)

3)(Ben) Saadettin Teksoy (Şimdilerde ortada yok okadar ama gıcıklığım yıllardır sürüyor adama. Bi' türlü bu adamada ısınamadım)

2)Hakan Aygün ( Listenin 2. Flash-tv ziyaretcisi. Haber görüntülerinin üzerine oklarla sarhoş adam, su seviyesi, kırık bacak gibi zırvalar yazılan ve milleti aptal yerine koyan haber merkezi spikeri. Giderek gıcıklık derecesi artıyor.)


Image hosted by Photobucket.com Image hosted by Photobucket.com Image hosted by Photobucket.com

1)Reha Muhtar (Atina'dan bildirirkende gıcıktım, show tv haber spikerliği yaptığı sırada bu gıcıklığım 10 kat daha arttı.Hala program yapıyor. Üzerine rakip yok.)






Epsilon-X nihayet :)

Kendimi bildim bileli Hip-hop kültürünün içindeyim. Bunda çocukluk ve 20li gençlik yıllarımın çoğunda Almanya'da bulunmuş olmamın büyük bir etkisi var. 81-82 leri hatırlıyorum breakdance yapmak için toplanırdık arkadaşlarla. O zaman için yeni bir hareket öğrenmek ve bu hareketi sadece senin yapabilmen ve daha sonrada öğretici konumuna geçerek hareketi arkadaşlarına öğretmek inanılmaz zevk vericiydi. Zor bir hareketi yapmak diğerlerinden daha iyi olduğunu herkesin onaylaması "master" lakabını almak ah ah. 80lerde Run Dmc, Public Enemy, 3.rd Bass, Bizz Markey dinlemek..Dinlerken Breakdance yapmak...Latin Arabeski olan ve Hip-hop kültürü içinde yeralan Freestyle Müzikle aşık olmak. Graffitici olmak için boş bulduğun duvara gizlice birşeyler çizmek.
Image hosted by Photobucket.com

Ve nihayet o günlerden bugüne gelelim. O sıkı bir rapci..o - o anlatacaklarını rap müzikle ifade eden. o - bir Epsilon-X. Anadolu Üniversitesi fakülte yıllarında tanıştığım arkadaşım, bu gün bana bir sürpriz mail atarak, 4 yıllık çalışmanın ürünü olan albümünün nihayet piyasaya çıktığını yazdı. Uzun zamandır bekliyordum ama bir türlü çeşitli imkansızlıklar sebebiyle hep ertelenmişti. En nihayetinde çıktı haberini almak bana büyük bir mutluluk verdi. Albüm içinde yer alan parçaların tamamına yakınını biliyorum. Bence şu ana kadar yapılmış Rap albümleri arasında soft-mesaj (müzik ve sözleriyle) verebilen az sayıdaki albümden birisi. İşlediği konular açısından güncel ve bir parça içinde yüzlerce mesaj yerine odaklandığı konu üzerinde mesaj vermeyi amaçlayan toplu bir albüm.Albüm sebebiyle raportaj.com da haberi çıkan Epsilon - X ' e müzik hayatı boyunca başarı diliyorum. Umarım ki bu albüm ona şans getirir.




Kinetixx

A.Atıf Bir hocamızda ıskalayabilir bazen. Geçen günlerde Rocco'nun Cezalı reklamında geçen "çek bitane bas diline" kötü örnek oluyor derken, Kinetix için harika olmuş böyle devam edin diyordu. Sebebi bir önceki reklamlarında Kinetix'in öğrencilere verdiği başkaldırın mesajından olsa gerek. Hatırlarsak gıcık bir öğretmene karşı öğrenciler Kinetixleriyle sıraların üzerine çıkıyor hatta okul müdireside örencilere katılıyordu. Harika bir reklamdı. Atıf hoca 80li yıllarda orta okulda okumuş olsaydı belki anlayabilirdi bu mesajı. Neyse, ona göre oturun lan oturduğunuz yerde ayaklandırmayın daha iyi reklam anlayışı. Ha bu arada yeni sloganıda es geçmiş hocamız hani sağdan soldan görülme korkusuyla kaçan gençler sonunda köpeğin kaçırdığı ayakkabıların peşindeyken "koş yoksa düşersin" diyor. Kinetix yapmış yapacağını hocam, süper olmuş, sende ayılmamışsın:)

Etiketler:

Perşembe, Haziran 09, 2005

Hakan'ın bittiği an...




Image hosted by Photobucket.com


Milli takımın 2002 Dünya Kupası macerasını hatırlıyoruz hepimiz. Kadronun açıklanışı ve sonrasında gelişen olayları. Şenol Güneş'in kadro seçiminde bazı oyunculara yer vermeyişi ve bu süreçte basınımızda gelişen tartışmalar epey bir gündem oluşturmuştu. Maçlar esnasında televizyon başında milletçe hop oturup hop kalkmıştık.O zamanda Şenol Güneş'in futbolcu tercihindeki inadını tartışıyorduk milletçe.Evet 2002 Dünya Kupası kadromuz o zamana kadar oluşan, bir araya gelen futbolcu özelliklerine göre en formda takım olma özelliğini taşıyordu.

Maçlarda Şenol Güneş'in forvet tercihini Hakan'dan yana inatla ortaya koyması, o zaman için çokta formda olmayan bir Hakan Şükür için kendince "kazanma operasyonu" gerçekleştirmesi hepimizi çileden çıkartmıştı. Şenol Güneş'in bu tutumu kupa içinde oynanan Senegal maçına kadar çokta yıldız futbolcu özelliği görüntüsü çizmeyen Hakan'ın halk arasındaki sempatisini yok etmeye yetti. Maçların oynandığı periotta Hakan Şükür'ün performansının düşüklüğü her halukarda apaçık gözükmekteydi. Kupada oynadığımız maçların 2. yarılarının ortasından sonra hadi artık tam zamanı çıkar artık Hakan'ı feryatlarımızı, hatta Hakan'ın ayağına gelen topları kaybedişinden sonraki ekran başında savrulan küfürleri çok net hatırlıyorum. O zaman herkesin devamlı istediği, performansının zirvesinde olan İlhan Mansız'ın oyuna girmesiydi elbet. Ama bu istek Senegal maçının son dakikalarına kadar devam edecekti. Artık ümitlerin tükendiği bir saatte Şenol Güneş hiç beklenmedik bir karar vermiş, ekrandaki herkesin isteğini gerçekleştirmişti. Oyuna girdikten kısa bir süre sonra Hakan'ın maçlar sırasında yapamadığını yapmış ve kendini ispatlarcasına attığı altın golle Türkiye'nin yoluna devam etmesini sağlamıştı. İşte gelecekte Şenol Güneş'in ve Hakan Şükür'ün bittiği o an İlhan'ın ağlara gönderdiği o golle başlamıştır.

Geçen akşam Ntv'ye röpörtaj veren Ahmet Çakar "Şenol Güneş'i herkes Dünya Kupası 3.lüğüyle anıyor ya Ersun Yanal'ı?" demişti. Ama Çakar'ın unuttuğu bir şey var galiba. Bizim aklımızda hep kaçan "Dünya Kupası Finali" var. 3.lük evet "ama" sı kesin herkesin ağzında hala. Şenol hocanın bu inadı Hakan Şükür'ü bitirdi. Bugüne kadar gelen bir Hakan Şükür oynamalı oynamamalı tartışmasının fitilinide ateşlemiş oldu.


Etiketler:

Universiade İzmir 2005

Bilmem farkındamıyız, bu yıl 23. Üniversite Yaz Olimpiyatları İzmir'de yapılacak.2000 yılından bu güne kadar süren hazırlık evresi halen devam etmekte. Organizasyonun başından şu güne kadar geçen süre içerisinde harcanan emekler umarım ki boşa gitmeyecektir. Umarım diyorum çünkü bir İzmirli olarak bu geçen yaklaşık 5 yıllık süre içerisinde bir çok kere ümitsizliğe kapıldım. Ankara'nın konuya olan ilgisizliği 2,5 yıllık bir çalışma sonrasında güç bela kırıldı. Bilmem nedendir konuya yaklaşım ilk başlarda bir Formula 1 yada bir Olimpiyat Stadyumu kadar ilgi çekmedi. Bu ilgisizliğin kırılması sonrasında Ankara'dan nihayet somut icraatların geldiğini duymaya başladık. Yaklaşık 30 yıl sonra İzmir'in Akdeniz Oyunlarından sonra gerçekleştireceği 2. büyük organizasyon olacak.Bu sayede bir zamanlar en büyük stadımız olan (İstanbul Atatürk Olimpiyat Stadı yapılana kadar) İzmir Atatürk Stadıda kurtuluşunu kutluyor. Yeni tesisleri ve çehresi umarım bizi bir 30 yıl daha değil 3-5 yıl kadar hasret bırakır büyük organizasyonlara.

Galiba şunu yapmalıyız artık ülkemiz için. Sadece İstanbul, İzmir yok Türkiye'de demeliyiz.Ama yetmez.Dünyanın prestijli tenis turnuvası neden başkentte olmasın yada bir kış olimpiyatı neden Erzurum'da yapılmasın diye düşünenlerde olmalı bu ülkede. Bakın ne İstanbul nede Bursa dedim. Eğer hazıra konmayı düşünüp kısa ve kolay yollara baş vurursak varacağımız nokta tıpkı İzmir'in 30 yıllık hasretine döner.

http://www.universiadeizmir.org (Universiade İzmir Homepage)

Etiketler:

Çarşamba, Haziran 08, 2005

Ana Haber Bültenleri

Yıllar süren şu haber anlayışı değişmedi gitti bir türlü. Yeni kuşak haber koordinatörlerinden tutun habercilerine kadar "böyle gelmiş böyle gidercilerin" baş bayraktarcılığını yapıyorlar. Yıllardır haber diye haberlerin içine soktukları magazinden, polemikten, gereksiz kirlilikten kurtulacakları yerde yenilerini yaratmak için birbirleriyle yarışıyorlar. Bukadar koca koca okumuş, mastırlar yapmış, ödüller almış insanların yönetimindeki haber merkezlerine bir bakın.İmdat beni sevgilim aldatıyor, beni baştan yarat, araç sihirbazları,neşeli dakikalar, yağ aldırma ve spa masajı mucizesi, kim kime laf attı polemiği, Amerikan polisi kovalar suçlular kaçar vs.vs. Yarıdan çoğu dünyanın çeşitli kanallarında gösterilen haftalık show programları. Ne alaka, ne işi var bunların ana haber bültenlerinde? Yap bi' sağlık progaramı koy içine spa masajını..Yada paket halinde satılıyor bu kovalamaca programları satın al haftada bir 1 saatini yayınla!

Çoğumuzun evine kablolu yada uydu antenleriyle yabancı yayınlar giriyor. Merak edip acaba bakıyormu bu zaatı muhteremler bu yayınlara ? Ben bir Macar , bir Polonya yada Slovak kanalının ana haberlerine baktığım zaman sanki Alman yada Fransız kanalını seyrediyormuşum hissine kapılıyorum. 15. dakikada haber biter mi? Bitiyor orda? Bitmediği vakit bizdeki gibi magazin olur. Biz kendimizle övünmeyi çok iyi biliriz ama ilerisi yok. 15 yıl oldu özgürlüklerini kazanalı bu devletler neredeyse ama standartlara ulaşmak ve ilerlemek amacıyla okadar hareketli ve istekliler ki. Bu ülkelerde yokmu magazin var elbet..yok mu show var elbet. Ama birde kültür ve standartları yakalama isteği var. Biz ki zamanında ağabeyliğe soyunduğumuz ülkeleri basit bir ana haber bültenindeki standartlarda bile yakalayamaz duruma geldik.

Basının susturulmasına karşı koyalım..koyalım hep beraber!..Sansüre karşı tavır alalım..e alalım hep beraber! Ama ne olur siz özel kanallarda kendinize bir çeki düzen verin..Bir kanalın aynası haberleridir..yani güvenilirliği ve ciddiyeti..Gelin haber bültenlerinizden başlayın. Ayıklayın şu haber diye verdiğiniz arşiv program görüntülerini. Satın alın, istediğiniz saatte yayınlayın karşı çıkan yok. Yeterki haberlere bulaştırmayın. Ki sulandırılmış magazin haber yapmayın, seyrettirmeyin. Artık gerçekten haber değeri taşıyan haberler çoğu magazin olayı ile birlikte aynı kefede gösterildiğinden olayı toplum içinde sıradanlaştırıyor ve çok ciddi konu, olay ve durumlar ciddiyetten uzak ele alınmaya başlıyor.Tam tersi durumu herhalde bilmeyen yoktur, malum dizi Kurtlar Vadisinde bir karakter ölüyor, yayıncı kanal ana haberlerinde dahi bunu haber yapıyor. Sonuç cenaze namazı ve helvası..İşi sulandırmak, ikisinin ortası kararı bulamamak gibi toplumca bir hastalığımız var..Malesef yeni nesil haberciler ve haberin başındakiler bir şeyleri değiştirmek gayretinde bile gözükmüyorlar.Buda ümitsizlik verici.

Etiketler: