Google

Çarşamba, Ekim 25, 2006

sonbahar


izmir - göztepe sahil - arka fonda susuzdede :)
-----------------------------------------------------------------------
----------------------------------------------------------------------
bu şehirde yaşamak güzel
------------------------------------------
Göztepe sahilde yürüyüş yapmak..hafif serin bir havada bankta oturup, güneşi sırtınızda hissedeken körfezi seyretmek

Etiketler:


Kimbilir nerde kirlendi
Kimbilir nerde fişlendi
Gözün tam açık olsada
Hergün bir damlan pislendi
İnan senin için sözlerim
Dinlemek istersen bak beklerim
Önemsiz değil kimse hayatta
Bugünü yarını bil isterim
Gör hangimiz tam masumuz
İmkanı bile yok
Söyleme tertemiz olduğunu bana
Hayko Cepkin - Hangimiz Masumuz?

Pazar, Ekim 22, 2006

toplumsal hafıza:)

toplumsal hafızamızın kimler tarafından yönetildiğine dair güzel bir yazı...robot insanlar yetiştirmişiz netekim :)))

Kürşat Bumin'in Yeni Şafak Gazetesindeki yazısı:

Yepyeni bir haber değil, üzerinden neredeyse bir ay geçti. Hürriyet'in 19 Eylül tarihli sayısında Nuray Babacan imzalı bir haberdi. Babacan'ın haberi şöyle başlıyordu: “Osmanlı tapu arşivlerinin bilgisayar ortamına alınıp devlet arşivlerine devri projesiyle ilgili fikri sorulan Milli Güvenlik Kurulu'ndan 'Tapu Kadastro'da muhafaza edin ve kullanıma sınırlı açın' uyarısı geldi. Tuğgeneral Elmas imzalı yazıda 'Buralardaki bilgiler asılsız soykırım ve Osmanlı Vakıfları mülkiyet iddiaları gibi konularda istismara yol açabilir' denildi.”
Alın size âlâsından bir haber... Babacan, bir gazeteci olarak üzerine düşeni yaparak haberi ortaya salıvermiş... Şimdi sıra haberin üzerine abanması gereken “Türk medyası”nda değil mi?
Ama ne gezer... “Normal”, yani “hafızasını didiklemeyi her bakımdan hayırlı gören” bir memlekette bir fırsat olarak değerlendirilebilecek bir “skandal”, bizim tarafımızdan “vak'a-i âdiyye” muamelesi gördü.
O günden bugüne şu kadar gazete ve televizyon kanalı içinde olayı tartışılabilir nitelikte gören sadece dört imza (gözümden kaçan imzalar affetsin) ile karşılaştım sadece: Etyen Mahçupyan (Zaman), Gülay Göktürk (Bugün), Mustafa Erdoğan (Star) ve nihayet son hafta sonu Ayşe Hür (Radikal İki).
Konuya ilk giren Mahçupyan, olaya ilişkin olarak “Karşımızda art arta dört soru var” dedikten sonra şöyle devam ediyordu:
“Birincisi acaba genel müdürlük bu konuyu niçin MGK'ya soruyor? Geçmiş tapuların günümüz güvenlik anlayışıyla nasıl bir bağlantısı olabilir? İkincisi acaba MGK içinde muhatap alınan veya kendisini muhatap ilan eden bölüm niçin Seferberlik ve Savaş Hazırlıkları Planlama Dairesi? Yüzlerce yıl önceki tapu kayıtları bugünün savaş hazırlığıyla nasıl ilintilenmiş olabilir? Üçüncüsü bu dairenin personeli Tapu ve Kadastro'daki defterlerin içerdiği bilgileri nasıl biliyor? Savaş hazırlığı kapsamı içinde oturup tapu tahrir defterlerini inceleyen herhalde büyükçe bir departman mı mevcut? Nihayet dördüncüsü MGK'nın cevabi mesajı acaba niçin 'gizli'? Arşivlerde var olan ve askerin bildiği bu bilgiler toplumdan niçin saklanmak isteniyor?”
Görüyorsunuz; hepsi birbirinden meşru dört soru... Cevaplansın ki (cevaplanması gerekir ki) mesele açıklık kazansın ve MGK Genel Sekreteri olarak bir “sivil”in atanmasının ne gibi nimetler sağladığı anlaşılsın.
Ama ne gezer... Olayın açığa çıkması ve birkaç kalemin işin üzerine gitmesi –tahmin edileceği gibi– konuya açıklık getirmesi gerekenlerin kılını bile kıpırdatmadı. Ve dolayısıyla bu konu da “arşive” kaldırıldı.
Besbelli ki, MGK'nın “istismara yol açabilir” diyerek Türkçeleştirilip bilgisayar ortamına aktarılmasına karşı çıktığı bilgiler “tehcir” sonrası sahipsiz kalan mallara ilişkindir. Ama unutmayalım ki bu “sansür” belki sadece “dışarıda” bir “istismara” yol açabilir. Çünkü aradan şu kadar yıl geçmesine rağmen –çünkü mal ve mülk söz konusu olduğunda “toplumsal hafıza” sanıldığı kadar zayıf değil, tam tersine kuvvetlidir!– kimin mal ve mülkünün nereden geldiği hiç değilse aşağı yukarı olarak bilinmeyen bir şey değildir. Hele de nispeten küçük yerleşim yerlerinde.
Ayrıca, Ayşe Hür'ün yazısında güzel toparlandığı gibi, “tehcir”in arkasında bıraktığı mal ve mülkün değerinin ne merkezde olduğu hakkında bugüne kadar epeyce yayın da yapılmıştır zaten. Bırakalım yabancı kaynaklı tahminleri bir tarafa, Ermeni araştırmacı Dikran Kucumyucan'ın hesaplarına göre Ermenilerin terk ettikleri servet o günün parasıyla “toplam 14,5 milyar franka, bugünün parasıyla 100 milyar dolara eşdeğer”dir. Ve de dolayısıyla “Topraklarını, evlerini ve maddi birikimlerini terk etmek zorunda kalmış olan toplam iki milyon insanın geride bıraktığı servetin birilerinin ganimeti haline geldiği (de) açık değil midir?” (Mahçupyan)
Bu durumda MGK'nın Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü'nün elini serbest bırakmasının ne gibi sakıncası olabilir? Büyük felaketten canını ancak kurtarabilenler arkada bıraktıkları mal ve mülkten çoktan vazgeçmiş olduğuna ve Sivas, Tokat ya da Ankara'yı “İşte dedem bu evde yaşarmış” diyerek ziyaret eden torunlar ortada görünmediğine göre bu sansürden nasıl bir “milli” yarar beklenebilir? Bu sansür olsa olsa, artık Osmanlı tapu arşivlerindeki bir kağıttan ibaret kalan mal ve mülkün ilk sahiplerine yönelik bir duygusuzluk-duyarsızlık örneği daha oluşturur.

http://www.yenisafak.com.tr/yazarlar/?t=17.10.2006&y=KursatBumin

Etiketler:

Cumartesi, Ekim 21, 2006

Bekir Coşkun'un yazısı...

Orhan Pamuk'u Vurmalı...

BELKİ bu başlıktaki öneri karşısında "Olur mu?" diyeceksiniz.
Olur...
Mısırlılar öyle yaptılar. İslam aleminin tek Nobel Ödülü’nü alan yazarı Necip Mahfuz’u önce her sokağa çıktığında kovaladılar. Sonra birçok kez dövdüler. Nihayet kolundan bıçakladılar, kolu sakat kaldığı için asla bir daha yazamadı.
Biz de yapabiliriz.
*
Orhan Pamuk’un "Bu topraklarda 1 milyon Ermeni, 30 bin Kürt öldürüldü" şeklindeki sözlerinden dolayı bu ödülü aldığı görüşü öne çıkıyor.
Bu doğru da olabilir.
Ama; bu ülkede düşünce özgürlüğü olsaydı, işimize gelmeyen sözleri söyleyenler yargılanmasaydı, mahkeme kapısında linçlerle karşı karşıya gelmeselerdi... Kısacası herkes her şeyi korkusuzca tartışabilseydi, Orhan Pamuk’un böyle bir avantajı olabilir miydi?..
Bilemezsiniz...
Çünkü siz "Ermeni soykırımı yoktur" demeyi suç sayan Fransa’ya küfrederken, tersini söylemenin de bu ülkede çoktandır suç olduğunu aklınıza bile getirmemişsinizdir.
*
Dünyanın tanıdığı aydınlarını, ya yurtdışına kovalamış, kaçamayanları tarlalarda boğmuş, kalanları ya yakmış, ya bombayla havaya uçurmuş bir toplum, tüm kabahati başkalarına ata ata daha fazla gidemez.
Bu körlük daha çok duvarlara toslatır Türkiye’yi...
Yazıktır...
Lütfen dönüp bakın artık; sadece kendini haklı gören bu hoşgörüsüz, bu fanatik, bu ortaçağ yapısı ile daha fazla gidilmiyor.
İşte böyle olur:
Fransa’nın ilkel yasasına yeterince kızamazsınız; benzeri çoktandır bizde olduğu için...
Orhan Pamuk’un Nobel Ödülü almasına yeterince sevinemezsiniz; o ödülü ulusal söylemlerle çatışarak aldığı için...
*
Bizim kuşaklar her zaman böyle iki zıt duygunun arasında kalıp ezildi dostlar; acı ile sevincin, özgürlük ile tutsaklığın, kavga ile barışın, mutluluk ile mutsuzluğun...
Yeni kuşaklar ezilmesin.
Çocukların hatırı için...
Artık dönüp kendimize bakmamız gerekiyor.
Böyle gidilmiyor...
Gidilemez...

Not: http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/5255940.asp

Etiketler:

Perşembe, Ekim 19, 2006

Araba isimlerinin gizli anlamları...

** AUDI :**
Another Ugly Deutsche Invention (Bir Baska Çirkin Alman İcadı)

**BMW :**
Brings Me Women (Bana Kadınları Getir)

**FIAT :**
Failure in Italian Automotive Technology (İtalyan Otomotiv Teknolojisi Hatası)

**FORD :**
Fast Only Rolling Downhill (Sadece Yokuş Aşağı Sürerken Hızlı)

**HYUNDAI :**
Hope You Understand Nothing's Driveable And Inexpensive... (Umarım Hiç Birşeyin Hem İyi Sürülebilir Olup Hem De Ucuz Olmadığını Anlamışsındır )

**SUBARU :**
Screwed Up Beyond All Repair Usually (Sürekli Tamirat)

**VOLVO :**
Very Odd Looking Vehicular Object (Çok Garip Görünen Arabamsı Araç)

**PORSCHE :**
Proof Of Rich Spoiled Children Having Everything (Zengin Şımarık Çocukların Herşeyi Olduğunun İspatı)

Not: Ümit'e (aka. Epsilon-X) teşekkür :))

Cumartesi, Ekim 14, 2006

d&r fotoları :)



Adnan Menderes Dış Hatlar D&R ekibi (ki saçma bir kararla dağıtıldı !!) takım çalışması örneğini çok güzel sergileyen, ekip olma ruhunu kavramış, eğitimli kişilerin oluşturduğu bir gruptu. Her iyi şeyin bittiği, sonlandığı gerçeği bir kez daha tekerrür etti ve grup dağıtıldı. Geriye güzel fotoğraflar ve anılar kaldı. :) Dostlar, beraber çalışmak kısmet değilmiş demek..kısa zaman içinde güzel anlar paylaştık..herkese teşekkür ederim..kariyer hayatınızda başarılar dilerim, herkesin gönlünce iş bulması dileklerimle :)




Yukarıdaki görüntüyü verene kadar canımız çıkmıştı. Rafların yerleştirilmesi, kitap ve cdlerin taşınması, açılması, dizilmesi, hatta ve hatta fazla gelen temizlik ücreti (500 milyon!!) sonunda temizliğin yapılması dahil :)
ve ekipten manzaralar :

güzel bir ekip pozu: Hasan Bey, Özlem, İhsan, Kevser, Göker ve Aziz

dergi köşesinde dinleniyoruz :) Ahmet, Kevser, İhsan, Umut

Etiketler:

Özlem ve Sinan görev başında :p


güzel bir ekip fotosu daha...

yorgun gözlerle günaydın fotoğrafı :)


boy uzatma seansı... :))))







ben ve 29 no'lu çıkış kapısı...

...herkese selamlar saygılar...

Etiketler: ,