AB yolundaki süreç, Türkiye'nin sosyal, hukuksal hayatındaki değişikliklerle kendini gösterirken, bu değişimlere hazır olmayan toplum katmanlarında büyük bir dalgalanmaya yol açtı, açmayada devam ediyor. Toplumun büyük bir kısmına yakını, tam anlamıyla bir "şok" içinde.Toplumun muhafazakarlığı, yıllardır ezberine konmuş olguların kırılması elbetteki kolay değil. Zaten "devlet sistemimiz" en başta bu ezberi bozanları "yargılamış", haksız yere "zindanlarda" çürütmüş. Farklı giyinen, farklı saç kesen, farklı isme sahip olanlar, farklı düşünüp yazanlar..hep toplum içinde dışlanmaya meyilli olmuşlardır. Bu dışlanma "devlet sistemi" tarafından onaylanır olduğundan "resmi toplum yaşamı" olarak nitelendiriyorum bunu ben.
İşte bu "Resmi toplum yaşamını" benimsemiş vatandaşlar AB süreci ile rencide olmaya, provoke olmaya, galeyane gelmeye hazır bir topluluktur. AB karşıtları (ülkücüler, atsızcılar, ulusalcılar, kızılelmacılar, kemalistler, aşırı dinciler) kendi basın araçları (tv, radyo, gazete), internet vs vs. ile bu kesimi rahatlıkla harekete geçirirler. İki, üç yıl kadardırda olağanca ağırlığıyla kampanyalar yapılmakta. Gelin görünkü saçma sapan dedikodulardan öteye, elle tutulur, fikir bazında tartışma yaratacak birşey ortaya koyamazlar. Aralarında emekli askerlere, savcılara, hakimlere, gazetecilere, parti başkanlarına rastlamak mümkündür. Mailime forwardlanarak gelen bi' dolu yazı var. Biriktiriyorum bunları. Feomidyum madeninden tutun, Amerikalıların İzmir-Mordoğan'da havaalanı yapmasına, özelleştirme sürecinde "Türkiye" haritası üzerine İsrail-Yunan-Amerikan bayrağı dikili "vatan satılıyor" sömürüsüne, yabancılara arazi satımında çizilen haritalara, tapu kayıtlarındaki rakamları şişirmeye, din değiştirenlerin sayılarını şişirmeye, İsrailli kadınların Urfa'da doğum yapmalarına kadar bi dolu yalan propagandalar. Bu maillerle gelen internet adreslerinde, forum sayfalarında insanların yalanlara daha da inandırılması. Hakaretler, aşşağılamalar, hedef göstermeler..
Peki bu saydığım nedenlerden başka şeylerde yokmudur. Evet vardır elbette. Eğitimsizlik, işsizlik vs vs. sebepleri sıralayabiliriz. Ama inkar edilmeyecek tek şey, son yıllarda dalga dalga yayılan ve insanları peşinden kolayca sürükleyen, ulusalcılık-milliyetçilik adı altında yapılan bu faaliyetlerdir. Özelleştirme, sosyal ve hukuksal reform vb. şeylere karşı olan siyasi partilerin, cemaatlerin, grupların "bayrak, vatan, din, milliyet" ögelerini fütursuzca kullanmaları ve de karşı fikir-görüş üretmeden "sloganlarla" işi bitirme yoluna gitmeleri kanımca yapılan en büyük hatadır.
Bu kadar sert, keskin ve gerilimli bir ortam yarattıktan sonra suçlu aramaya gerek var mı acaba? Herşey gözler önünde cereyan etti, ediyor.
Etiketler: güncel, milliyetçilik