Google

Pazartesi, Ocak 29, 2007

Çek besteci intihar etti..



68 yaşında olan Karel Svoboda,ünlü Arı Maya (Biene Maja, Maya The Bee) çizgi filminin müziğini bestelemişti. Bu sabah ajanslardan geçen habere göre Svoboda, Prag yakınlarındaki evinin bahçesinde ölü bulundu. İntihar sebebi olarak, ilerleyen yaşıyla birlikte oluşan sağlık problemleri yada yaşlılık korkusu olabileceği açıklandı.

Pazar, Ocak 28, 2007

vicdani ret..

Bir kişinin, zorunlu olan askerlik yükümlülüğü altında, eline silah almak, ölmek veya öldürmek istememesi hakkını kullanmasıdır. Toplumun çok yabancı olduğu bir konu. Hatta bunu çoğu kişinin bir "insani hak" olarak algılamasınıda beklemiyorum. "Her Türk asker doğar" gibi toplumun geniş katmanlarına sinmiş bir anlayış varken, bu zaten çok iyimser bir yaklaşım olur. "Vicdani retcilere" vurulacak damga ise zaten şimdiden bellidir;"vatan haini". Bu konu hakkında yıllardır süren davalar olmasına rağmen, herhangi bir hazırlık var mıdır yok mudur, bilmiyorum ama Avrupa Konseyi'ne üye olan ülkeler içerisinde numunelik bir Türkiye ve Azerbaycan kalmış zorunlu askerlik uygulamasında. Çoğu kişi bunu PK* ile ilişkilendirip zaafiyet yaratılacağı kuşkusu taşıyordur eminim. Hele bir yumurta kapıya dayansın, o zaman tartışmayı görün siz.




"Vicdani retcileri" diğer ülkeler nerelerde kullanıyor bir de ona bakalım. Örneğin Almanya'da her alanda bulmak mümkün. Ambulans söförü, bahçıvan, hademe, eğitmen, huzur evi bakıcısı...Sosyal hizmet katagorisinde değerlendirilen bu insanlar Almanya için bir işgücü kapısıdır. Ama ben yine biliyorum ki ülkemizde buna pek sıcak bakılmayacaktır. Biz yine öğretmeni, mühendisi "hazır ol" vaziyette bir komutanın çaycısı yapmak için direneceğiz. Yada tıpkı benim gibi, haftada bir yada iki sefer, bir kaç saat komutanın çocuğunun derslerine yardım amaçlı, özel öğretmen olarak kullanılacağız. Geri kalan saatler ise öğretmenlik adına kaybedilmiş zamanlar.

1990'da Vedat Zencir ve Tayfun Gönül "vicdani ret ilanı"nda bulunuyorlar ve bu tarihten sonra bu konular daha bir yoğun tartışılmaya başlanıyor. Tabi o güne kadar vicdani reddini açıklayarak bunu duyuramayan yada üzeri örtbas edilen bireysel çıkışlar varmıdır, orası şüpheli. Hani "halkı askerlikten soğutma" paranoyası...Ah tabi birde insanın aklına dinsel inanışları açısından silahı reddeden "Yehova Şahitleri" ve ülkemizden "Bolşevik harekatına katılır bunlar" yada herkesin anlayacağı dilde "la Gominist bunlar" zihniyeti ile 1918-1962 yılları arasında, "askere alırız haaa!" baskıları ile sürülmüş "Molokanlar"da vardır. Belkide bu insanları ülkemizin ilk "vicdani retcileri" olarak görmek gerekir.

Etiketler:

empati kuralım..

Vapuru kaçıran eylemci, "Hepimiz Ermeni'yiz" sloganına sinirlenmiş. Halkın "Ermeni'yiz" sözünü "ırksal" açıdan anlaması, toplumun eğitim düzeyinin ilkokul 4. sınıf terk olduğu bir ülkede gayet normal. Okumuş, kelli felli, bazı köşe yazarlarının, siyasilerin, parti liderlerinin, slogandaki bu tepkiyi "Türk'ten Ermeni'ye dönüşüm" olarak algıladıklarına yada öyle algılayıp işlerine göre yorumladıklarına bakarsak "eylemci"nin psikolojik durumunu görebiliriz. ( bakın empati böyle bir şey oluyor :) ).Asıl önemli olan, devletin ve toplumun bazı kesimlerinin kuramadığı bu basit empati "Ne mutlu Türk'üm diyene"de kendini yıllardır gösteriyor zaten. Kendi siyasetlerini Atatürk'ün bu sözüne dayandıran insanlar, dejenere ettikleri bu sözü çoktan "ırksal" anlamda topluma yerleştirdiler bile. Yıllardır dil, kültür vs. gibi özgürlükçü açılımlara karşı hep bu sözü kullandılar. Ve insanlar üzerinde baskı kurdular. Doğal olarak, devlete ve topluma yerleşen bu algı "demokratikleşme"yi "düşman", "yasaların değişmesini" ise "kalelerinin düşmesi" olarak algılayacaktır. Bu yüzdende "Ermeni'yiz" sloganındaki (ürktükleri gibi ırksal dönüşüm adına hiç bir anlam taşımayan ) empatiyi kuramayanların, buna karşı verebilecekleri tek cevap, ırksal algılamaları altında "Biz Türk oğlu Türk'üz" olacaktır.

Etiketler:

Cumartesi, Ocak 27, 2007

nasıl olur?

"Eski MH* Merkez Yürütme Kurulu üyesi Namık Kemal Zeybek ve eski MH* milletvekilleri Vedat Çınaroğlu, Mustafa Haykır, Bekir Ongun, Hasan Basri Coşkun ile Hüseyin Arabacı, MH* lideri Devlet Bahçeli'nin "milliyetçilik" tanımında uzlaşamadıkları gerekçesiyle partiden istifa ettiler." (Milliyet Gazetesi).

Ülkemizin tıpkı sol, sosyal demokrat parti ihtiyacı olduğu gibi, gerçekten faşist bir partiyede ihtiyacı vardır. Bu çok önemli bir konu. Bu arkadaşların ülke gündemindeki olaylara getirdikleri yorumlar bir noktaya geliyor ve tıkanıyor. Tıkanma noktaları yine kendi çıkış noktaları olan "milliyetçilik" tanımı ve algılamaları. Görünen o ki "vatandaşlık bağı" ile "Türk milliyetçiliği" kavramları arasında kendilerini gerçekten ifade edemiyorlar. Çok zorlanıyorlar. Oysaki gerçekten "faşistiz", "faşist düzen istiyoruz" deseler, çok daha geniş bir fikir alanında rahatça hareket edebilirler. Böylece takiyyede yapmamış olurlar.

Etiketler:

ortak payda

Bir haksızlığa karşı dururken "doğruları" feda etmek moda oldu ülkede. Hep o dediğimiz "ortak payda"da buluşamamız nedeniyle doğrularıda harcıyoruz.

İnternette dolaşırken bir blog sayfasına girdim. Üniversite öğrencilerinin türban-başörtüsü-sıkmabaş-yazma her ne ad koyarsak koyalım istedikleri kıyafetle üniversiteye girebilmelerini savunuyordu. Evet, buraya kadar bir sorun yok. Bencede isteyen istediği gibi girebilmeli üniversiteye. İnsanların kıyafetleri ister siyasi olsun ister olmasın, bunlara bakılmaksızın öğrenim hakkına sahip olmaları gerekir. Tıpkı topsakallı, aşağı bıyıklı, saçları punk, uzun saçlı, mini etekli, uzun pardesülü, kırmızı kazaklı, siyah tişörtlü, saçları boyalı olan öğrenciler gibi. Başörtüsü siyasi bir anlam taşıyormuş. Sanki diğer öğrencilerin yok sembolleri :) Taşıyabilir ne zararı var. Sanki bu insanlar perukla kampüse girince bir şey değişiyor. Her zaman yapmış olduğumuz şeyi yapıyoruz. Ülkece kendimizi kandırıyoruz. Genelleme yaparak insanları dışlıyoruz, ayrımcılık yapıyoruz. İnsanların toplu yaşama kültürlerinin oluştuğu, farklı düşünme ve davranma özgürlüklerini kazandığı alanlardır üniversiteler. Buradan mezun olan öğrenciler ise bu edinimleri yaşam boyunca kullanırlar. Bazıları hemen savunmaya geçerek "Ama onlarda.." ile başlayan cümleler kurmaya başlıyorlar. O "amalara"da karşı çıkalım hep beraber, bu haksızlığada.

Türban haksızlığına karşı çıkan blog sayfasında; örneğin Cumhurbaşkanı A.N.Sezer'in Yahudilerin Hanuka bayramını kutlaması bir ihanet olarak gösterilmiş. Bunun "laiklik" prensibine aykırı olduğu yazılmış. Türban çözümsüzlüğünde taraf olmak başka, bayram kutlamak başka. Bir haksızlığı yanlış örneklere, argümanlara dayandırarak savunmaya başlamak ise tam bir hezimettir. Davayı kaybetmektir. Sezer'in üniversitelerde türbana-yazmaya-sıkmabaşa karşı tavır alması elbette ki özgürlük anlayışı çerçevesinde, bir cumhurbaşkanının yapmaması gereken bir ayrımcılıktır. Keza "Çankaya Köşkü" veya herhangi bir resmi alanda yapılan resepsiyonlara, milletvekili eşlerini türbanlı diye davet etmemesi, o alanları kendi eviymiş, kendi özel mülküymüş gibi algılamasıda öyle.

Benim ortak paydam şudur: İnsanlar siyasal simge olsa dahi türbanla-sıkmabaşla-başörtüsü ile üniversitelere öğrenci olarak girebilmeli. Cumhurbaşkanları, resepsiyonlara başörtülü eşleri davet edebilmeli. Cumhurbaşkanları Müslümanların dini bayramlarını, Yahudilerin Hanukalarını, Ermenilerin Surp Dzununtunu kutlayabilmeli. Cumhurbaşkanları, "Vakıflar Kanunu"nu tehlike olarak görüp, iptali için Anayasa mahkemesine gitmemeli..

Etiketler:

Ch* ve sosyalist enternasyonal

Ch* deyince ne geliyor aklıma? - Atatürk'ün partisi, laiklik ve paralelinde türban...başka bir şey yok. Sol parti olarak Sosyalist Enternasyonale çağırılıyorlar. Zannedersem pekde gönüllü gitmiyorlar oraya. Düşünsenize orada sosyal demokrasinin yönünü tayin etmeye yönelik tartışmalar yapılıyor. Acaba bu yapılan tartışmalar doğrultusunda çıkan kararların ne kadarını benimsiyor Ch*. Bunu tahmin etmek hiçde zor değil. Mecliste çizdikleri görüntüden ve Türkiyenin önüne koydukları tartışma konularından belli oluyor. Geçmiştede çok söylendi ama bir türlü hayata geçirilemedi. Çok acilen ülkemizin gerçek bir "sosyal demokrat" partiye ve Ch*'nin bugün göstermiş olduğu "sözde sosyal demokrat" tavrından, fikirlerinden uzak yaklaşımlara ihtiyacı var.

Geçtiğimiz aylarda Berlin senatosuna Yeşiller ve Sol Parti'nin bir teklifi sözkonusuydu. Yeşillerin "birimiz hepimiz için" olarak adlandırdıkları parti programlarında ve koalisyon protokollerinde yer alan "İslami tatil günü" fikirlerini uygulama açamlı bir teklif. Teklif kabul görürse Müslümanlar kendi dini bayramlarında tatil yapabilecekler. Acaba böyle bir tavrı ülkemizde koyabilecek, marjinal olmayan, toplumun genelinden oy alabilen (orta sağ yada orta sol ama en önemliside "sol") bir parti varmıdır. Ch*'nin bu tavrı koyamayacağı kesindir. Ki daha bu ülkede beyanname ile haksız yere el konmuş, anayasanın mülk edinme hakkına aykırı olarak alınmış kararların savunuculuğunu yapıyor. Bunuda yaparken çarpıtarak "Lozan'ı" kullanıyor. Hatta ve hatta meclis kürsüsünden bu fikirlerini, "yabancı vatandaşlarını" (tırnak içerisindeki tanımlama kendi tanımlamalarıdır) aşağı görerek ve sınıflandırarak yapıyor. Bu tek örnek bile yeter.

Üniversite öğrencilerinin türban özgürlüğünü savunmayan, vicdani reddi gündemine almayan, ceza evleri koşullarının düzeltilmesi hakkında kamuoyu yaratmayan.. kısacası bunların savunulmasını "sol" algısı dışında tutarak, başka grupların (özelliklede aşırı uçların) gündemine bırakarak, toplumdaki keskin kutuplaşmayı bizzat kendisi yaratıyor.

Sonuç olarak Ch* sol bir parti değildir. Sol politikaları uygulamayan, geliştirmeyen, fikir üretmeyen, kısacasıda değişime direnen sol bir partide Sosyalist Enternasyonali haketmez!

Etiketler:

Perşembe, Ocak 25, 2007

vah vah !

"TÜSİAD PK* projelerine sahip çıkıyor"
MH* Genel Başkanı, TÜSİAD'ın PK*'nın siyasallaşma projelerine sahip çıktığını iddia etti.
Aşağıdaki kışkırtıcı örneklerden çok var ülkede. Buda bir tanesi. Ortam nasıl gerilirse gerilsin. Daha 1 hafta bile geçmedi cinayetin üstünden ve yine benzer ağızla hedef gösteren bir üslup. "Attım bi' b*k yapıştı üzerine, nasıl temizlersen temizle" ağzı bu. Yarın biri çıkıp işadamlarından birini vursa ve onlar PK*'ya yardım ediyordu deyip kendini savunsa? Tabi ipe-sapa gelmez kontrolsüz, hatta ırkçılığa, adam vurmaya kayan milliyetçilik anlayışı, yapılan gösteride kınandı. Bi' şekilde gündem yaratmak, tekrar zemini kendilerine çekmek gerekiyor. En kolay yolu PK*. Savaşalım, oluk oluk kan aksın. Nice 30 bin vatan evlatlarına. Ne gereği var PK*'nın silahı bırakıp siyasallaşmasına. Batasuna yada Sinn Fein olmasına. Biz böyle iyi besleniyoruz. Hem biz, hem onlar..

Etiketler: ,

güzel edebiyat!


"Ey milletvekilleri, bu sözleri duymazdan gelemezsiniz. Irak bölünürse Türkiye de bölünecek"
..demiş Erkan Mumcu, Anavatan Partisi genel başkanı. Eh Türkiye de Kürtler var. O halde Irak parçalanır da Kürt Devleti kurulursa yandık. Birleşirler. Herhalde % 0,1 pay kapmıştır seçmenden hı? Sizce? Ama seçime daha çok var bi' kaç çıkış daha bu oranı arttırır. Çok iş yapıyor bu "bölünme-parçalanma" söylemleri.
Ben devam ettireyim Mumcu'nun kaldığı yerden. Böyle bir tehlike varsaaa..ne yaparız ? ne yaparız? hah! tamam! buldum. Bütün Kürtleri İç Anadolu'ya "göç ettirelim". Bakın "tehcir" demiyorum :) Sınırdan uzaklaştırmış oluruz. Sonrada boşalan bölgeye tampon vaziyetinde Türkmenleri yerleştiririz. İrtibatlarını keseriz. Birleşemezler. Yaa..sanki tanıdık geldi değil mi bu fikirler? Malakanlardan (Molokan) mı desem, Ermenilerden mi?
İşte!, alın size bir "bölüneceğiz" lafının gidebileceği uç nokta. Zor mu bu noktaya gelmesi ? "Zor" diyenler 100 yıllık tarihe bir baksın!! Siyasetçi de yaptığı işte sorumlu ve ahlaklı olsun!!

Etiketler:

malum A*sız..

(*) Yıldız imi koyarak yazıyorum ki aramalarda listelenmesin. Nede olsa tahammülsüz insanlar :) Hrant Dink'in ölümü üzerine bu ırkçılar bir bildiri yayınlamışlar sayfalarında. Yakınıyorlar. Milliyetçiliğe karşı başlatılan kampanyadan bahsetmişler. Kendilerini milliyetçi katagorisine koymuşlar ki tepedeki "Türk ırkı sağ olsun" bannerleri göze girercesine yalanlıyor onları. Forumlarında "brakisefal"i (bkz. ek$i suzluk) tartışıyorlar ama ırkçı olduklarını bu gibi olaylarda "Atatürk izindeyiz" ve "Ne mutlu Türk'üm diyene" sözleriyle saklama gayretindeler. Allah -Gök Tanrı- akıl fikir versin..

Etiketler: ,

sol ırkçılık..

"Türksolu" ...Hem sol hem de ırkçı.. Atatürk'ü, Deniz Gezmiş ve Che'yi görüyoruz web sayfasında yan yana. "Kürt varsa sorun var", "Türk oğlu Türk kızı Türklüğünü koru", "Kürt sorunu yok, Kürt istilası var" yazıları, hareketli animasyonlarla desteklenmiş ve Türkiye haritası üzerinde şekille açıklanıyor. Buram buram ırkçılık kokan yazılar. Tabiki her zaman ki gibi bayrak ve Atatürk istismarı diz boyu sayfada. Birde kurdukları ve adının içinde Atatürk geçen dernekleri'nin reklamları. "Emekli dinazor" hissi veriyor bu sayfa bana..

Etiketler: ,

buda çocuk istismarı...

=Sen Türk'sen=
Vatanın satılıyor /Bayrağın yakılıyor...
21 Ocak 2007 Pazar 23:48
Vatanın satılıyor,

Bayrağın yakılıyor,

Türk'lere küfür ediliyor

Sen bunları biliyor musun?

AB'ye girelim diyorsun,
Girince ne olacak bilmiyorsun!!...

Sen, Türk'sen,
Sen,vatanının uğruna canını fedâ edersen,
Neden bu olaylara karşı çıkmıyorsun!?...

Şiir:Ezgi Zeynep S.(11 yaşında )

Kuvvai Milliye Derneği sayfasından bu şiir. Ne kadar hoş değilmi. Tamda çocuk istismarı tartışmaları yoğunlaşmışken. Yaptıkları şey, PKK gösterilerinde en önde çocukların kullanılması gibi yada Selametçilerin mitinglerinde, başı örtülü çocuklara şiir okutmaları... 11 yaşında bir çocuk ve "vatan satmak, bayrak yakmak" gibi sert ve keskin sloganlar.. çok düşündürücü. Kuvvai Milliye Net yazarlarının düşüncelerini merak edenler girip sayfalarına okusunlar. Kanımca kendileri Cumhuriyetin 1923'de kurulduğunun farkında değiller,demokrasi diye bir olgunun ülkeye hakim olması gerektiğininde öyle. Ve en kötüsüde günlük siyasal, ekonomik, hukuksal ve de toplumsal sorunlara bayrak hele ki "Atatürk"ü kullanarak yaklaşmaları dahada acı.

Etiketler:

ekmek meselesi...

" Her yer kilise-sinagog dolacak"
aynen böyle yazıyor Vakit Gazetesi web sayfasında...
Evet! dolacak, inadına dolacak, dağlara bayırlara, hiçbir Yahudi ve Hristiyanın yaşamadığı en ücra köşelere kadar dolacak; Aleviler için Cem evleri yapacak devlet, çok büyük para yardımları aktaracak bütçesinden. Evet! sürdüğünüz saltanat, hükümranlık bitecek. Haklısınız paniğe kapılmakta. Sonra siz bu laf kalabalıklarını kime satabileceksiniz ? Kimi peşinizden sürükleyeceksiniz ? Ekmeğinizden olacaksınız...

Etiketler:

Salı, Ocak 23, 2007

hüzünlü veda..

"Evet gözümüz var toprağında bu vatanın! Gözümüz var ama koparıp götürmek için değil, en dibine gömülmek için..."


Hüzün dolu bir gündü. Barış için yürüyen onbinler, alkışlar, uçan güvercinler..İçimizi burkan, yüreklere işleyip sızı veren, hüzünlü "Duduk". Rakel Dink'in boğazımızı düğümleyen konuşması. Patrik Mutafyan'ın dua ederken ağlaması...

Etiketler: ,

Pazartesi, Ocak 22, 2007

Nedenler ?

AB yolundaki süreç, Türkiye'nin sosyal, hukuksal hayatındaki değişikliklerle kendini gösterirken, bu değişimlere hazır olmayan toplum katmanlarında büyük bir dalgalanmaya yol açtı, açmayada devam ediyor. Toplumun büyük bir kısmına yakını, tam anlamıyla bir "şok" içinde.Toplumun muhafazakarlığı, yıllardır ezberine konmuş olguların kırılması elbetteki kolay değil. Zaten "devlet sistemimiz" en başta bu ezberi bozanları "yargılamış", haksız yere "zindanlarda" çürütmüş. Farklı giyinen, farklı saç kesen, farklı isme sahip olanlar, farklı düşünüp yazanlar..hep toplum içinde dışlanmaya meyilli olmuşlardır. Bu dışlanma "devlet sistemi" tarafından onaylanır olduğundan "resmi toplum yaşamı" olarak nitelendiriyorum bunu ben.

İşte bu "Resmi toplum yaşamını" benimsemiş vatandaşlar AB süreci ile rencide olmaya, provoke olmaya, galeyane gelmeye hazır bir topluluktur. AB karşıtları (ülkücüler, atsızcılar, ulusalcılar, kızılelmacılar, kemalistler, aşırı dinciler) kendi basın araçları (tv, radyo, gazete), internet vs vs. ile bu kesimi rahatlıkla harekete geçirirler. İki, üç yıl kadardırda olağanca ağırlığıyla kampanyalar yapılmakta. Gelin görünkü saçma sapan dedikodulardan öteye, elle tutulur, fikir bazında tartışma yaratacak birşey ortaya koyamazlar. Aralarında emekli askerlere, savcılara, hakimlere, gazetecilere, parti başkanlarına rastlamak mümkündür. Mailime forwardlanarak gelen bi' dolu yazı var. Biriktiriyorum bunları. Feomidyum madeninden tutun, Amerikalıların İzmir-Mordoğan'da havaalanı yapmasına, özelleştirme sürecinde "Türkiye" haritası üzerine İsrail-Yunan-Amerikan bayrağı dikili "vatan satılıyor" sömürüsüne, yabancılara arazi satımında çizilen haritalara, tapu kayıtlarındaki rakamları şişirmeye, din değiştirenlerin sayılarını şişirmeye, İsrailli kadınların Urfa'da doğum yapmalarına kadar bi dolu yalan propagandalar. Bu maillerle gelen internet adreslerinde, forum sayfalarında insanların yalanlara daha da inandırılması. Hakaretler, aşşağılamalar, hedef göstermeler..

Peki bu saydığım nedenlerden başka şeylerde yokmudur. Evet vardır elbette. Eğitimsizlik, işsizlik vs vs. sebepleri sıralayabiliriz. Ama inkar edilmeyecek tek şey, son yıllarda dalga dalga yayılan ve insanları peşinden kolayca sürükleyen, ulusalcılık-milliyetçilik adı altında yapılan bu faaliyetlerdir. Özelleştirme, sosyal ve hukuksal reform vb. şeylere karşı olan siyasi partilerin, cemaatlerin, grupların "bayrak, vatan, din, milliyet" ögelerini fütursuzca kullanmaları ve de karşı fikir-görüş üretmeden "sloganlarla" işi bitirme yoluna gitmeleri kanımca yapılan en büyük hatadır.
Bu kadar sert, keskin ve gerilimli bir ortam yarattıktan sonra suçlu aramaya gerek var mı acaba? Herşey gözler önünde cereyan etti, ediyor.

Etiketler: ,

ilgili diğer bir yazı

Pazar, Ocak 21, 2007

işte bir tane daha...


"Suikastçi; Milliyetçi, derin devlet diyenler hesap versin" "Katil Ermeni"
Bunu yapanların gözlerini hırs bürümüş, kin ve nefretle yoğurulmuşlar. İnsani hislerden uzak, sabit fikirliler. Hala büyük bir yüzsüzlük ve pişkinlikle, gazetelerinde olduğu gibi internet sayfalarında da (Tercüman Gazetesi web baskısı 21 Ocak 2007) zihinlerinin altındakileri pervasızca yazabiliyorlar. Tıpkı Hrant ölmeden önce, onu hedef gösteren, attıkları başlıklardaki gibi halkı "provoke" etmekten ve zihin bulandırmaktan başka bir şey yapmıyorlar.

Etiketler: ,

Hrant'ın ardından...

Kimi PKK, kimi "bizi bölmek isteyen emperyalistler, Avrupalılar, Amerikalılar", kimi "fanatik diaspora Ermenileri" dediler...gülerim bunlara..saçma sapan, içinden çıkılmayan komplo teorileri ile suçlu olduğumuzu gizlemeye çalışıyoruz. Bu toplumun suçudur. İçinde bulunduğu, bizzat yaşadığı; dayatma, yapay "kültürün" sonucudur. Aşağıdaki fotoğrafta bunun örneğidir. Vakit Gazetesi 21 Ocak 2007 web baskısı. "Eh biz bu oyuna gelmeyeceğiz" der yukarda ama hemen 2 alt sütununda da (alttan alttan) psikolojik mesajlar vermeye devam eder. "Ama onlarda (Ermeniler) Azerileri öldürmüşlerdi". Şimdi buda tesadüf olur her zamanki gibi.

Etiketler: ,

Cuma, Ocak 19, 2007

Hrant Dink


"Türkiye'de zihniyet şudur: Allah onu o şekilde yaratmıştır, faşist kafalar vardır, mümkün değildir anlaşmak. Fransızlar o kadar Cezayirli öldürdü, Fransızı tuttular. Özal, özür diledi. Aziz Nesin'i az kalsın öldüreceklerdi, sonra özür dilediler. Nâzım Hikmet Rusya'ya kaçtı, hayat hakkı tanımadılar. Şimdi şiirlerini okuyorlar. Özür diliyorlar. Bizi de perişan ettiler, özür diliyorlar." 19 Ocak 2007 Radikal Gazetesi internet baskısı “Tarihten bir kara sayfa” başlıklı yazıdan ufak bir alıntı. Sözler Fuat Fırat’a ait. Bugün devletin özür dileyeceği bir kişi daha eklendi listeye. Hrant Dink. Agos Gazetesi kurucularından, genel yayın yönetmeni ve yazarı Dink bugün haince öldürüldü.
Bundan birkaç gün öncede bu blog sayfama yeniyıl mesajı yazmıştım. Hemen aşağıda duruyor. Maalesef mesajımda anlatmak, dikkat çekmek istediğim gerçekler bugün “haince” bir şekilde ortaya çıktı. Şimdi, devletin, siyasetin, hatta ordunun her kademesinden insanlar çıkıp olayı “lanetleyerek”, “provakasyon” diyecekler. ”Demokrasimize sıkılmış kurşun” tabirleri şimdiden kullanılmaya başlandı bile..Peki bey’fendiler, han’fendiler sizler neredeydiniz? Dink’i mahkemelerde mahkum ettirmek için 2 yıl uğraşan “sözde vatansever güruha” karşı ne yaptınız? Davayı kabul edip, uzattıkça uzatarak bu “sözde vatanseverlerin” ekmeğine yağ süren, ona destek veren “adaletin temsilcileri” ya sizler? “Timsah gözyaşları” dökmeyin.
İster bu cinayetin sebebi siyasi, örgütsel yada kişisel, isterse bir adi adli vaka olsun, sorumlusu en başta Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve onun işleyiş sistemidir. Bu sistem şöyle kendini gösterir:


  • “Devletin ifade özgürlüğüne tahammülsüzlüğü”,

  • “ifade özgürlüğüne mahkumiyet verme fikri”,

  • “yasalarca özgür düşüncenin baskı altında tutulmak istenmesi” ,

  • “fikirlerini özgürce açıklamak isteyenleri, sindirecek gruplara cesaret vermesi ve onların devlet sistemi içerisinde yuvalanıp güçlenmesine çanak tutacak uygulamalar” .

Tıpkı bu olayda olduğu gibi, devlet, farklı görüşe tahammül edememiş, yazarını 2 yıl kadar bir süre yargılamış, açık hedef haline getirmiş. Şimdi ise ölümüyle birlikte topu “dış güç ve şer odaklarına” atmakta herkes. Peki onu “boş yere” yargılaman suç unsuru oluşturmuyor mu ? Bunda bu devletin hiç suçu yok mu?

Etiketler: ,

Cumartesi, Ocak 13, 2007

geçti Bor'un pazarı..

Bu ülkeyi yöneten tabaka ne diplomasiden nede ileri görüşlülükten nasibini almıştır. Diplomasi temellerini 1940'lardaki dünya üzerine kurduklarından herşeyi yanlış analiz ederler. Aslında analiz ederler demek bile iltifat onlar için. Ezberi uygularlar demek daha yerinde. Bu yüzdende hep buhranlarla karşılaşırlar. 90'lar da Berlin duvarı yıkılışını ve körfez savaşı sonuçlarını es geçtikleri için bugün "Avrupa Sistemi" içerisinde ve "Ortadoğu Politikasında" yokuzdur. Elalem özgürlüğüne kavuşalı 15 yıl oldu. Demokrasi için İnsan hakları için elinden geleni ardına koymuyor. Bizde "aaa bak onlarda AB'ye girdi" demekten bıkmıyoruz. Yok efendim AB istediği için değil, Türk halkı insanca yaşaması için kendi kendine bu kuralları uygulayacakmış. Yalanın kuyruklusu. Herşeyi biz kendi kendimize yapıyoruz ya!! 40 yıldır yapa yapa çok yorulduk. Şimdi dinleniyoruz. Milletçe kendi kendimizi kandırmayı seviyoruz.

Geçin bunları, "Kırmızı Çizgiler" palavrasıyla kendini hapsetmiş bir ülkeyiz biz. 15 yıl önce o kırmızı çizgileri aşıp Talabani ve Barzani ile iyi ilişkiler kurulsaydı (ekonomik ve siyasi açıdan), aradan geçen 15 yıl ile birlikte şuan Kerkük ve Musul'daki söz hakkımız fazla olurdu. Türkmenlerin konumuda bambaşka olurdu. Ama biz onlarla siyaset ve diplomasi adına didişmekten başka bir şey yapmadık. Onlarla iyi ilişkiler kuramazdık çünkü "ileride bir devlet kurmaları halinde bizden parça kopartırlar, doğudaki halk onlarla bütünleşir" paranoyası ile devlet politikası oluşturulmuştu. Şimdide kalkmış "müdahale ederiz" ayaklarındayız. Her işi müdahale ile çözmeye alışmış bir toplumun klasik refleksi bu. Geçmiş ola beyfendiler. Bu kafayla iş bitirmek mi?, ya vah-vahlanırsınız yada göstermelik tehditler savurursunuz.

Etiketler: ,

Hürriyet Gazetesi bunu hep yapıyor...

13 Ocak 2007. Başlık "Vatandaş Dimitri". Habere göre, Balıklı Rum Hastanesi Vakfı Başkanı Dimitri Karayani, "Aihm"e başvuranları "vatana ihanet"le suçluyor. Yani, kendi hakkı olup, Türkiye Cumhuriyeti devleti kanunlarıyla, ipe-sapa gelmez hukuki yöntemlerle ellerinden alınan malların iadesini istemek suç. Allah akıl fikir versin hem bu suçlamayı yapan Dimitri beye, hemde başlığı atan Hürriyet Gazetesine..Haberin içeriği, sunumu, başlıkları, haberin yaratmak istediği etki tam bir skandal.. Gazetenin ilk sayfasında " Vatandaş Dimitri", iç sayfa başlığı "Dimitri Duruşu".. Bu gazete yarında başlık atıp, "Aihm" de haklarını arayan herhangi bir vatandaşı, önüne "Sözde" eki koyarak ifşa edicek mi?.. Yada "Aihm" de hakkını arayan bir Türk vatandaşını "kaypak duruşu, vatan haini duruşu" diye başlığınamı taşıyacak. Adalet aramayı "vatana ihanet"le özdeşleştiren kişisel bir düşünceyi, överek, kendi sayfalarında topluma yansıtmak ne kadar ilkelidir? Cevap : İlkeye gerek varmıdır sözkonusu Hürriyet Gazetesi olunca :)

Etiketler:

Salı, Ocak 09, 2007

İonna Kuçuradi

İonna Kuçuradi "Cumhurbaşkanlığına" aday olsa?

Etiketler:

trafik embesilleri




Şekil-1 deki gibi arkanıza hızla yanaşırlar, ayakları frene gitmez, vites küçülterek gürültülü bir şekilde motor freni yaparlar. Bu arada o çok sevdikleri korna ve sellektör ile yol isterler. Sonra sizi bir hışımla, gaza basarak geçerler. Tabi tüm bunlar 30 metre içinde olur. Hoppa!! Sizi geçtikten 10 metre sonrada dururlar aniden. Sola dönecek ya hazretleri!! bekletir sizi arkasında karşıdan biri yol verene kadar. Bu embesillerden trafikte çok var. Olduğu sürecede daha çok insan ölür.

Etiketler:

Pazartesi, Ocak 08, 2007

iyi yıllar

İyi yıllar herkese. Sekiz gün eskittik bu yılıda şimdiden :). İyi yıllar!!; mutlu, savaşsız, barış dolu ve sağlıklı bir yıl dileklerine daha çok ihtiyaç duyuyoruz bu yıl sanki. Bu kadar temenniye rağmen yine insanlar asalım, keselimi ağızlarından düşürmeyecekler. Yine fikirlerin en radikal uç savunucuları çarpışıp, ılımlı, uzlaşmacı düşünen tarafları kendi fikirleri doğrultusunda esir alacaklar. (bkz. geçen yılın dilekleri ve uygulamalar :) )..Umarım yanılırım.