durde.org
Seçim sonrası bir takım köşe yazarları halkın Akp'ye verdiği oyları değerlendirirken yüzleri kızarmadan dangalak, teneke kafa vs. vs. sıfatlarını halk için kullanmaktan çekinmemişlerdi. Şimdi istedikleri partinin oy alamamış olduğunu gören "sözde" köşe yazarı kalemşörler tekrardan "darbe" olayını kaşımaya başladılar. Efendim, Gül çıkarsa eşi türbanlı, asker elini sıkar mı? Yok asker nasıl türbana selam verecek? Allahım şu inceliğe bakın, hipodromda 30 Ağustos törenlerinde trübünde oturacak mı (orası kamusal alan ya!)? Resmi geçit yapan askerler türbanıda selamlayacak, bayrakta türban önünde eğilecek! Bu fetiş köşe yazarlarının sapık fikirlerinden halkın çoğunluğu bıktı. Ama bir bölüm fetişist tarafından, önderliklerinde hala bu iğrenç çağdışı fikirlerini insanlık önünde "ayrımcılık" "ırkçılık" "faşistlik" yaptıklarının farkına varmadan, yüzleri kızarmadan savunuyorlar. Gül'ün eşinin ilk resepsiyona katılmasıyla askerin buna darbeyle karşılık vereceğini yazan şöven ulusalcı kalemler yine görev başındalar. Neo-conlar Amerikadan size minnettarlar!
Etiketler: siyaset
Ufuk Uras, seçim öncesi tv'lerde çıkan tartışmaların en mükemmelini yapan kişi oldu. 32. Gün programında ders verir tarzdaki konuşması mükemmeldi. Fikirlerine çoğu noktada karşı olan, hocası ulusalcı Erol Manisalı'yı videonun sonunda kitleyişi görülmeye değer.
Etiketler: siyaset
Demirel bi' kaç gündür beyanlarıyla iyiden iyiye Baykal'a köbeleniyor. Hiç olmadığı kadar Baykal'a muhabbeti olduğunu söylüyor ve Baykalsız bir Chp'nin olmayacağını dile getiriyor. Seçim öncesi ve sonrası görüşme trafikleri baya yoğundu. Bu neye dalalet acaba? Biliriz ki bürokratik yapı ağırlıkla Chp zihniyetine yakındır. Daha dün Demirel ailesi hakkında TMSF'den bir yakınma geldi ajanslara. Danıştayın verdiği kararla Egebank'ın boçları Demirel ailesi tarafından değil halkın cebinden ödenecek. Faiziyle 4 milyar dolar! TMSF'nin Demirel'in beyanı olan "TMSF’nin yaptığı gasptır" sözüne açtığı dava ise savcılığın "cumhurbaşkanlığı yapmış bir kişinin herhangi bir suç işleme kastının olmayacağı" hükmüyle takipsizliğe uğartılması şaşırtıcı değil. Tüm bunlar Demirel'in neden Chp'ye ve Baykal'a köbelendiğinin göstergesi olsa gerek!.
Pak Bahadur İzmir Hayvanat Bahçesinde öldü. Esaretinin son bulması için internet sitesinde kampanya başlamıştı ama maalesef özgürlüğü tadamadan öldü. Ölüm sebebi, hayvanat bahçesi bahanesiyle esir edilen her tutsak hayvanda görülen eklem ve ayaklardaki enfeksiyonlar. Daracık, hareket etmesini engelleyen, doğasına aykırı beton ve çivili bir zeminde geçirdiği esaret hayatı onun ölümüne sebeptir. Onu sevgiyle anmaktan başka bir şey yapmayan, çocukken onu seyretmiş ama büyüyünce "bu kadar büyük bir canlının" doğal olmayan daracık bir ortamda sergilenmesini sorgulamayan vurdumduymaz insanların hazırladıkları bir son.!
Polemiğe ilk atlayan köşe yazarı elbette bu gibi durumları hiç kaçırmayan şöven kalem Çölaşan oldu. Yazdığı makale buradan okunabilir.(http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=6992900&yazarid=5) Ama işin ilginç yanı aynı gün kendi gazetesinde çıkan haber ve fotoğrafta kendi yazdıkları yalanlandı.(http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=6993309&tarih=2007-07-31) İnternet baskısında milletvekili formunun fotoğrafını koymamışlar ama o günkü gazetede, açık seçik okunur bir şekilde "bildiği diller" yazısının gözüktüğü milletvekili formunun fotoğrafı vardı. Ama gelin görün ki Çölaşan bey o kadar kendini kaptırmış o kadar gaza gelmiş ki makalesinde ortalığı ayağa kaldırmak için "bildiğiniz yabancı diller" kısmı safsatasını uydurmuş. Ve hatta sanki o formdan bir örnek varmış gibi elinde yazısını yazmış. Zannedersiniz ki o doldurulan form önünde, elinin altında. Evet dtp'yi sevmeyebilir ve kıl olabilirsiniz. Eylemlerini tavırlarını onaylamazsınız ama el-insaf kardeşim. Dtp ortalığı karıştırmak istiyorsa bu Çölaşan kalemi onlardan daha meraklı bu konulara. Bey'fendi yazdığı safsatanın kendinden 2-3 sayfa ötede yalanlandığı haberini gördüğünden beri bu konuda yazı yazmıyor. Aradan 2 gün geçti. Yalan için özür bile dilemedi okurlarından.
Etiketler: güncel
Seçim kesin sonuçları açıklandı. Galip çıkanlar mutlu. Hemen 2 yıl sonrasının yerel seçimlerine hedefler kondu bile. Kaybedenlerde ise eleştiri sesleri yükselmeye başladı. Önümüzde bir cumhurbaşkanlığı seçimi var. Ortamın gerilmesi kaçınılmaz. Asker bir yandan bastıracak, Ankara'nın kemikleşmiş, statükocu, bürokratik yapısı bir yandan ve tabiki karşı güçler siyasetle cevap vermeye devam edecekler bu baskıya. Gül olsun, olmasın; eşi-türbanı vs. konular bolca tartışılacak.
Güzel ülkemde "Kürt ve Kürtçe" demek yasalar ile yasaklanmışken, terör olaylarının en yoğun olduğu yıllarda doğudan seçilmiş milletvekilleri meclise girerek provokatif bir eyleme imza atmışlardı. İnsanların ve dilin varlığının yasalarca yok sayılıp, ortadan kaldırılamayacağı gerçeğini insanların yüzüne tv'ler önünde Kürtçe yemin denemesiyle vurmuştu. Ama o yıla kadar yasalarda bir değişiklik için kılını kıpırdatmamış hantal bürokratik devlet yapısı 10 yıl sonra koyduğu yasakları AB süreci ile kaldırmak "zorunda" kalmıştı. Vah ki vatandaşına bir özgürlüğü dış baskılar sonucu veren sisteme!
Türban yasağının üniversitelerde uygulanmaya başlamasıyla yine yukardaki türde bir provokatif eylem olmuştu mecliste. Merve Kavakçı vekil seçildi ve türbanıyla oturdu meclis sıralarına. O zamanda fırtınalar kopmuştu mecliste. Bir gerçek yine tv kameraları önünde insanların suratına çarpıldı. Yakında üniversitelerdeki türban yasağının kalkacağına inanıyorum çünkü bu eylem üzerindende yaklaşık 10 sene geçmiş, tesadüfe bakın :) Aslında bu yasak İnsan Hakları Mahkemesince verilecek hüküm sonucunda kalkmış olcaktı. Ama Gül'ün eşi davasını geri çekti. Biraz gecikti bu yasağın kalkması. Neyse, yinede vah ki vah! üniversitedeki öğrencisinin kılığına dahi karışıp ondan korkan sisteme!
Tüm bunlarla birlikte, bir cumhurbaşkanı ve eşi istiyorum ki provokatif olsun. (Eğerki Gül olmayacaksa ve eşinin başı türbanlı olmayacaksa) Eşi Türkiye'ye bir sürpriz yapıp başına bir gün türban takıp köşke çıksın, tur atsın bahçesinde. Kameralara poz versin, köşkün çiçeklerini sularken. Veya köşk resepsiyonlarına başı kapalı katılsın ve başı açık yada kapalı olarak resepsiyona davet edilen vekil eşlerini ayırt etmeden kapıda karşılama nezaketini gösterebilsin. Şekilci gözle dünyaya bakan, statükocu bürokratların herhalde suratları feci bir şekil alır. Uygulamaya bakmadan, insanların dış görünüşüne bakarak fikir yürüten bu statükocu zihniyet ülkenin başbelasıdır kanımca. Ümidim ve dileğim şudur ki dış görünüşüyle modern fakat uygulamalarıyla, 10. cumhurbaşkanı kadar soğuk ve ayrımcı bir ismin o makama gelme olasılığının birkez daha gerçekleşmemesi.
Etiketler: siyaset