Google

Pazartesi, Ocak 21, 2008

pişmanlık yazım (bölüm iki)

Evet, pişmanlıklara devam ediyorum. Aşağıdaki yazımda da belirttiğim gibi, yıl 90'ların başı. Terörün bugünden daha fazla can aldığı, yıllar. O yılların siyasi havasının, 19-20 yaşındaki bir gence verdiği gaz ile dolaşıyorum ortalıkta :). Dershane sonrası üniversiteyi kazanmış Ankara'nın yolunu tutmuşum.

Yer Ankara Üniversitesi, meşhur fakülte Dtcf. Sene 1993. Daha 1996, 23 Mart Dtcf işgaline 3 yıl var. Eğitim yılı başlamış, henüz çömez mertebesinde olduğumuzdan yeni yeni arkadaşları ve ortamı tanımaya çalışıyoruz. Siyasi ortam bize "İran korkusu" pompalıyor o sıralar. Tıpkı bu günkü "laiklik elden gitti, kaleler yıkıldı" vs. sözler gibi "devrim olacak, İran olacağız" sözleri dolaşıyor ortalıkta. Türban yasağı 1984 gibi çıkmıştı yanılmıyorsam. 1989'da bazı üniversiteler uygulamaya başlamıştı ama Dtcf o zamanlar uygulamıyordu. Türbanlı öğrencilerle beraber derslere girip çıkıyorduk. Kafamızdaki çelişkiler bu noktada başlıyordu. "Hem bir tehlike var (daha doğrusu olmayan, pompalanan tehlike) o zaman "bunların" burada ne işi var?" gibisinden sorular geçiyordu aklımızdan. Hele birde İzmir gibi bir yerden gelen bir insan için, görülmedik bir başkaldırıydı bu örtülülerin yaptıkları. Toyluk burda başlıyor işte. Zaten laiklik bu değilmiydi? Din ve vicdan hürriyeti. Benim yanımda okursa sanki laiklik elden gidecek :) Eğitimi engellemiyor bi' şey yapmıyor. Ama işte bize pompalanan siyasi safsatalara kanmışız. Sorgulamıyoruz bile. Bu arada 27 Mart 1994 büyükşehir belediye başkanlığı seçimleri vardı önümüzde. Siyasi partilerdeyse seçime hazırlık, hızla devam ediyordu. Refah partisinin önlenemeyen yükselişi 1991 genel seçimlerinde zaten tescillenmişti.

Yılbaşı sonrası olması lazım. Seçime yakın bir tarihti hatırladığım kadarıyla. Dtcf nin eski, büyük anfi tarzı dersliklerinden birinde, diğer bölümlerle aldığımız ortak bir dersin başında bir olay yaşandı. Dersi anlatacak prof. içeri girdi. Bakındı, bakındı ama derse başlamadı. 5 dk. sonra içeride oturan bir kaç örtülü öğrenciyi dışarı çıkmaları için uyardı. Oysaki ne dersi engelleyen bir harekette bulunmuşlardı nede prof.'un yada bizlerin hakkında herhengi bir söylemde. Sonunda 5-6 örtülü öğrenci ve onları destekleyen bir kaç kişi daha salondan çıktılar. Tabi onlar çıktıktan sonra içerde prof.'un yaptığı olay için bir alkış koptu. Tebrikler..tebrikler. Neyi tebrik ettik, neyi alkışladık? Evet, sürü psikolojisine kapılıp alkışlamıştım. Geriye dönüp baktığımda bu noktada da ayıplarım kendimi. Her ne kadar dünya görüşlerimiz farklı olsa dahi bu insanlarla, onlarla beraber keşke çıksaydım, terk etseydim o dersliği diye şimdi düşünüyorum. O yıllarda ne kadar toymuşuz. Bu uygulamanın bu kadar büyüyerek bir sorun yumağı haline geleceğini, faşizan bir hal alacağını bilseydik keşke. Haksız yere sınıftan atılmalarına rağmen, onlarla beraber o prof.'a karşı duramadığım için hepsinden özür diliyorum.

Etiketler: , , ,

ilgili diğer bir yazı

0 Comments:

Yorum Gönder

<< Home